Balkanlarda Mevlevîliğin Serencamı

Balkanlarda Mevlevîliğin Serencamı

Mevlevî tarikatı, Mevlânâ Muhammed Celaleddin-i Rûmî’nin fikir ve içtihatları etrafında Konya’da teşekkül etmiş ve zamanla dünyanın muhtelif bölgelerine yayılarak önemli tasavvuf ekollerinden biri haline gelmiştir. Tasavvuf çevrelerinde yetişerek bir Kübrevî dervişi ve şeyhi olan, aynı zamanda medresede İslâmî ilimler okutan Hz. Mevlânâ’nın içtihatlarıyla neşvünemâ bulan Mevlevîlik, Hz. Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled zamanında kurumsal kimlik kazanmaya başlamış; torunu Ulu Arif Çelebi ile birlikte yayılma göstermiştir. Mevlevîliğin hurde-i tarîki, yani usûl ve erkânı, Hz. Mevlânâ’dan sonra süreç içerisinde oluşmuştur. Konya’da Hz. Mevlânâ ve pek çok Mevlevî büyüğünün bulunduğu Âsitane-i Hz. Pîr, Mevlevîliğin merkez âsitanesidir. Buradan çevre şehirlere gönderilen halifeler vasıtasıyla zaviyeler kurulmuş, 13. ve 14. asırlarda Afyon, Kütahya, Manisa, Kırşehir, Amasya, Karaman ve Antalya gibi şehirlerde Mevlevî tekkeleri açılmıştır.

Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı ile iyi ilişki içinde olan Mevlevîler, merkezî idare ile çekişmemiş, süreç içerisinde çıkan isyanların pek çoğunda ılımlı bir tavır takınmıştır. Bu durum Mevlevîlerin devlet idaresiyle menfaat ilişkisi kurma motivasyonundan ziyade, tarikatın neşvesiyle alakalı olarak okunmalıdır. Mevlevîlerin tutumu idarecilerin kendilerine karşı yaklaşımında etkili olmuştur. Öyle ki, kendilerine muhtelif bölgelerde araziler tahsis edilmiş, vakıflar kurulmuştur. Beylerin, şehzadelerin ve padişahların Mevlevîliğe olan yakınlığı, halkında Mevlevîleri benimsemesiyle birleşince tarikatın yayılması hızlanmıştır. Mevlevîlik özellikle mûsıkî başta olmak üzere güzel sanatlarla doğrudan bağı olan bir yoldur. Özellikle tahsilli çevrelerin, sanatkâr, şair ve mûsıkîşinasların mizacına uygun olması bakımıyla bu muhitlerde yayılma göstermiş, bürokrasi ve sanat çevrelerinden pek çok ismi müntesip yahut muhibban olarak kendine çekmeyi bilmiştir. 

Osmanlı Devleti, fethettiği bölgelere muhtelif tarikatlardan pek çok isim yerleştirmiş ve her türlü desteği sağlamıştır. Henüz kuruluş döneminden itibaren takip edebildiğimiz bu politika, fethedilen bölgenin yerel ahalisi ile devleti kaynaştırma noktasından önemli bir adım olmuştur. Mevlevîlerde Osmanlı Devleti’nin istimâlet politikası gereğince Suriye’den Kafkasya’ya, Afrika’dan Balkanlara birçok bölgede tekke kurmuş ve bölgenin şenlendirilmesinde rol almış, – bu duruma istisna olarak devletten bağımsız olarak uzak bölgelerde tekke kuran Mevlevî dedeleri de vardır- Mevlevî gelenek ve adabını uzak coğrafyalara taşımıştır. Cihanşümûl bir Balkan İmparatorluğu olarak da değerlendirebileceğimiz Osmanlı Devleti, maddi ve manevi birçok yatırımını bu coğrafyaya yapmıştır. Mevcut araştırmalar dikkate alındığında, Türkiye sınırları dışında en yoğun Mevlevîhâne ağlarından biri Balkan coğrafyasında görülmektedir. 

Balkan Coğrafyasında Kurulan Mevlevîhâneler

Balkanlarda kurulan ilk Mevlevîhâne, 1462 yılında Saraybosna’da Gazi İsa Bey tarafından yaptırılmıştır. Mevlevîhâne 1957 yılında yıkıma uğrasa da, yeniden inşâ edilerek günümüze ulaşmıştır. İsa Bey Zaviyesi’nin hemen bitişiğine bir Mevlevîhâne daha inşa edilmiştir. Evliya Çelebi burayı “Milaçka Nehri kenarında bir cennet bağı gibi zeminde semâhâne meydanlı, yetmiş-seksen fukara odalı, mutrıbân mahfilli, aşevi olan, sağlam vakıflı Celaleddin-i Rumî Tekkesi” olarak tarif etmiştir. Yine Bosna’nın Mostar ve Konjic bölgelerinde birer Mevlevî tekkesi olduğu kayıtlarda yer almaktadır.

Balkanlarda kurulan ikinci Mevlevîhane, yine Gazi İsa Bey’in girişimleriyle 1463-69 yılları arasında Üsküp’te inşa edilmiştir. Bugünkü K. Makedonya sınırlarında kalan Manastır, Köprülü, İştip ve Kriva Palanka’da birer Mevlevî tekkesi olduğu bilinmektedir. Üsküp’te Bitpazarı adı verilen çarşıda yer alan Mevlevî tekkesinde her Cuma Mevlevî mukabelesi icrâ edilmiş; 1909 yılında Sultan Reşad tekkeyi ziyaret ederek tamiratını yaptırmıştır. Üsküp Mevlevî tekkesinin son postnişini Hakkı Efendi 1954 yılında İstanbul’a göç etmek zorunda kalmış ve tekke 1955 yılında yıktırılmıştır. Manastır’daki Mevlevî tekkesi ile ilgili bilgi veren J. Karl Weyand, seyahat esnasında burada semâ mukabelesine katıldığını anlatmıştır. Üsküp dâhil K. Makedonya’da bulunan Mevlevîhanelerin hiç biri maalesef günümüze ulaşamamıştır.

Kosova’da İpek, Prizren ve Yakova’da birer Mevlevîhâne olduğu bilinmektedir. İpek’teki tekke 1930 yılına kadar faaliyet göstermiş, Prizren’deki tekke Halvetilere devredilmiş, Yakova’daki tekke ise 1955’e kadar güç koşullarda varlığını devam ettirmiştir. Sırbistan’da ise Niş ve Belgrad’da birer Mevlevî tekkesi vardır. 19. ve 20. asırlar süresince bu tekkeler kapatılmış, Belgrad’daki türbe 1961 yılında yıkılmıştır. Yunanistan’da Selanik, Serez, Gümülcine, Hanya, Midilli, Dimetoka ve Atina’da Mevlevî tekkeleri bulunmaktadır. Arnavutluk’ta Akçahisar, Elbasan ve Tiran Mevlevîhânelerinden söz edilmektedir. Yine Macaristan’da Peçuy ve Peşte’de; Bulgaristan’da Filibe, Vidin ve Pazarcık’ta Mevlevi tekkeleri olduğu arşiv kayıtlarından takip edilebilmektedir. 

Balkanlarda kurulan Mevlevî tekkelerinin ekseriyeti, başlangıçta küçük zaviyeler olarak inşa edilmiş, zaman içerisinde eklenti yapılarla birer külliye haline gelmiştir. Bu tekkeler, çoklu fonksiyonlarıyla bulundukları bölgenin kültür merkezleri olarak öne çıkmıştır. Mevlevîhaneler yerel halka adeta bir güzel sanatlar fakültesi, konservatuar yahut ilahiyat fakültesi gibi hizmet vermiştir. Böylece buralarda eğitim gören isimler hem manevi olarak Muhammedî bir terbiye ile irşat edilmiş, hem de kültür ve sanat bakımından yetiştirilerek topluma kazandırılmıştır.

Saraybosna Mevlevîhânesi (İsa Bey Zâviyesi)

Mevlevîliğin Balkanlardaki Medeniyet Oluşumuna Katkıları

Mevlevîhaneler, Osmanlı şehir medeniyetinin taşıyıcı kurumları olarak fethedilen bölgelerde salt tasavvufî bir hayat tesis etmemiştir. Eğitimden sanata, şehirleşmeden sosyal dayanışmaya kadar birçok alanda Osmanlı şehir kültürünün teşekkülüne katkı sağlamıştır. Mevlevî tekkeleri ekseriyetle şehir merkezlerinde kurulmuş; Saraybosna, Üsküp, Selanik, Filibe ve Belgrad gibi önemli idarî ve ticarî merkezlerde şehir hayatının önemli kültür merkezleri hâline gelmiştir. Tarikatın mûsıkî, edebiyat ve güzel sanatlarla olan yakın ilişkisi, farklı toplumsal kesimlerden birçok isim için Mevlevîliği cazip hale getirmiştir. Şunu da söylemek gerekir ki, salt mûsıkî ve güzel sanatlar için Mevlevîliğe ilgi duyanlar genelde muhibban olarak tekkeye devam etmiştir. Nitekim Mevlevîlik, salt mûsıkî, semâ ve güzel sanatlardan ibaret olmayıp, sâlik için uzun ve disiplinli bir seyr û sülûk ve nefis terbiyesi sürecini gerekli kılan bir tarikattır. 

Mevlevîhanelerde okutulan temel eserlerden biri olan Mesnevî, Balkanlarda Mevlevî çevreleri başta olmak üzere Osmanlı ilim ve tasavvuf muhitlerinde ortak bir irfan dili meydana getirmiştir. Balkanlarda Mevlevî tekkeleri birer birer kapanırken, Mesnevîhânlar tarafından bu gelenek sürdürülmeye devam etmiştir. Mevlevîlerin ve diğer tarikatların etnik yahut dinî kimlik yerine insanı merkeze alan yaklaşımı, Balkanlardaki heterojen yapıyı ayrıştırmaktan ziyade birleştirmeye yönelik sonuçlar vermiştir. Bu yönüyle Mevlevî tekkeleri, yalnızca dervişlerin eğitim gördüğü kurumlar olarak değil, farklı grupların bir araya gelebildiği, ortak estetik anlayışın geliştiği ve şehir kültürünün şekillendiği mekânlar olarak Osmanlı medeniyetinin Balkanlardaki en önemli temsilcileri arasında yer almıştır. Nitekim yerel halklar, aynı kültür havzasından beslenerek müşterek bir kültür zemini üzerinde buluşabilmiştir. Gayrimüslim unsurların Mevlevî mûsıkîsi, Mesnevî sohbetleri ve tekke kültürüyle kurduğu temaslar bu durumu yansıtan en somut örneklerden biridir.

Osmanlı Sonrası Balkanlarda Mevlevîlik

Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’ı kaybetmesi, bölgenin siyasî ve dinî olduğu kadar kültürel dokusunu da değiştirmiştir. Mevlevî tekkelerinin serencamı da şüphesiz bu durumdan etkilenmiştir. Mevlevîhâneler, salt dinî hüviyetleriyle ele alınamayacak kadar çok fonksiyonludur. Mesnevî başta olmak üzere ilmî okumalar, mûsıkî, hat, tezhip ve şiir gibi kültür-sanat faaliyetleri Mevlevîhâneler aracılığıyla halka ulaşmakta, yerel ahalinin tekâmülüne katkı sağlamaktadır. Yine Osmanlı’nın kurmuş olduğu vakıf sistemiyle ayakta kalan yapılar, çöküş sonrasında birer birer ortadan kalkmaya başlamıştır. Osmanlı’dan sonra yeni idareler vakıf mallarına el koymuş, kimisini yıkmış kimisini de başka amaçlarla dönüştürmüştür.

Yeni kurulan devletler tarafından Osmanlı kültürel mirasının birer temsilcisi olarak görülen tekkelerin büyük kısmı faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kalmıştır. İstisna teşkil eden Saraybosna ve İpek gibi merkezlerde Mesnevî dersleri bir süre daha devam etse de, sosyalist rejimler ile beraber etkinliklerin tamamına yakını engellenmiştir. Dinî yaşamın ciddi ölçüde sınırlandırıldığı dönemde tekke hayatını sürdürmek bir yana, temel dinî gereklilikleri yerine getirmek bile güç hâle gelmiştir. Ancak bazı aileler, özel ortamlarında Mevlevî kültürüne dair hâtıraları, yazmaları ve mûsıkî geleneğini yeni kuşaklara aktarmayı başarmıştır.  

Osmanlı’dan günümüze Balkanlarda yaşanan savaşlar ve mimari dönüşümler, tekkelerin zamanla yok olmasına sebebiyet vermiştir. Öyle ki Mevlevî tekkelerinin büyük kısmı maalesef günümüze ulaşmamıştır. Fakat arşiv kayıtlarından ve hâtıratlardan bu tekkelerin temel izleri, hâzireleri, kitabeleri, vakfiye kayıtları ve mezar taşları tespit edilmekte, tedricen de olsa Osmanlı’nın kültürel mirası Türkiye’nin girişimleriyle yeniden gün yüzüne çıkartılmaya çalışılmaktadır. Özellikle 1990’lardan sonra Balkanlar’a yeniden açılım yapan Türkiye, kamu diplomasisi kurumlarıyla bölgede ayakta kalan yapılar için restorasyon çalışmaları başlatmış, Mevlevî tekkelerinin onarımını üstlenmiştir. Yine Mevlânâ ve Mevlevîlik üzerine bölgede çeşitli sempozyumlar düzenlemiş, “kültürel etkinlik” kapsamında semâ törenlerinin icrâsında ön ayak olmuştur.

Balkanlarda kurulan Mevlevî dernekleri ve kültür merkezleri de Mevlevîliğin yeni kuşaklara aktarımında önemli rol oynamaktadır. Bugün Bosna Hersek başta olmak üzere Balkanlar’ın muhtelif şehirlerinde Şeb-i Ârus İhtifalleri icrâ edilmekte, Mesnevîhanlar tarafından dersler okutulmaktadır. Ancak belirtmekte fayda var ki, bugün icrâ olunan faaliyetlerin tamamına yakını kültürel mirası yaşatma ve tanıtma amacıyla yapılmaktadır ve eski tekkelerin devamı niteliğinde değildir. Mevlevîliğin aslî hüviyeti ve kurumsal yapısı ortadan kalkarken, kültürel ve folklorik yönü daha görünür hale gelmiştir. 

Netice itibariyle bugün Balkanlarda Mevlevîliğin seyr û sülûk metodu, çilesi, tam teşekküllü semâ mukabelesi, hâsılı tekke hayatı büyük ölçüde ortadan kalkmış olsa da, hazîrelerdeki mezar taşları, arşivlerdeki vakfiyeler, şehir hafızasında yaşayan tekke isimleri ve zaman zaman yeniden icra edilen semâ mukabeleleri, bu köklü geleneğin tamamen kaybolmadığını göstermektedir. Türkiye’nin katkılarıyla yürütülen restorasyon projeleri ve ortak kültür faaliyetleri de bu mirasın yeniden görünür hâle gelmesine katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla günümüz Balkanlarında Mevlevîlik, bir tarikat pratiğinden ziyade müşterek tarihî ve kültürel mirasın önemli bir unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. 

Kaynakça

Alkan, Mustafa & Yurtoğlu, Gökhan, “Mevlevi Tarikatının Rumeli’de Yayılması ve Mevlevihaneler”, Gazi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi, (2017): 107-135.

Bal, Mikail Türker. “Tarih Notları: Balkanlarda Mevlevilik”. 2017. Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=4ZUHXp9iEaM

Çehayiç, Cemal, “Bosna-Hersek’te Mevleviler”. İzlenim, (1995): 48-52.

İmamoviç, Edin. “Bosna Hersek’te Mevlevîlik ve İsa Bey Tekkesi”. Bursa Uludağ Üniversitesi. 2017. 

İnançer, Ömer Tuğrul.  Bir Muhammedî Âşık Hz. Mevlânâ (5. Basım). İstanbul: Sufi Kitap. 2019. 

Kara, Mustafa, Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi (18. Basım). İstanbul: Dergah Yayınları. 2023. 

Ösen, Serdar, “Balkanlarda Mevleviliğin Yayılması ve Kurulan Mevlevîhâneler”, Yeni Türkiye, (67),  (2015): 1799-1814.

Ramadan, Atula, “Balkanlarda Mevlana ve Mevlevilik”, Social Relations in Mawlana’s Teachings, (2020): 126-131.

Tekin, Cemile, “Bosna Hersek’te Mevlevîlik”, Social Relations in Mawlana’s Teachings, (2020): 120-125. 

Uzel, Nezih. Bir Cumhuriyet Mevlevîsi. İstanbul: Ketebe Yayınları. 2024. 

Benzer Yazılar

Yorum Yap