Kumanova Muharebesi: Makedonya’da Çözülüşün Başlangıcı 

Kumanova Muharebesi: Makedonya’da Çözülüşün Başlangıcı 

Balkan Harbi (1912-1913), Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilişinin bir nevi habercisi olarak tanımlanabilir. 1. Cihan Harbi’nin hemen evvelinde cereyan eden ve maatteessüf Osmanlılar adına utanç verici bir hezimetle neticelenen Balkan Harbi’nin muhasebesi yapıldığında, bozgunun askerî güç yahut teknik eksikliklerden ziyade, komuta kadrolarındaki iletişimsizlik, redif birliklerinin başıbozukluğu ve ordu içerisine giren siyasi çekişmeler sonucu hiyerarşinin alt üst olmasından kaynaklandığını belirtmek iddialı bir yorum olmayacaktır. Balkan Harbi’nde Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan Osmanlı Devleti’ne karşı ittifak etmiş olup, harp 8 Ekim 1912 tarihinde Karadağ’ın savaş ilanıyla başlamıştır. Yaklaşık bir asırdır bağımsızlık talepleriyle bölgede isyanlar çıkaran ve tedhiş faaliyetleri yürüterek Osmanlı’ya karşı ayaklanan bu devletler, münferit olarak Osmanlı Devleti ile savaşacak kapasite ve kabiliyete sahip olmadığından, Rusya ve Avrupa devletlerinin arka kapı diplomasisiyle müşterek hareket etme fikrinde birleşmiştir. İttifakın ve coğrafyanın genişliği, Osmanlı ordularının bölünmesine yol açmış ve ordu muhtelif cephelerde konumlandırılmıştır. Makedonya’nın kaderini belirleyecek mücadele Üsküp’e elli kilometre mesafede bulunan Kumanova’da yaşanacaktır.

Kumanova Muharebesi (23-24 Ekim 1912)

Makedonya’daki hâkimiyet mücadelesinde en kritik aşama Kumanova Muharebesidir. Priştine ve Yenipazar’ı ele geçiren Sırplar, Kosova sahasında Osmanlı kuvvetlerini püskürttükten sonra Üsküp’e yönelmiştir. Osmanlılar ile Sırplar, Makedonya’nın kuzeyinde bulunan Kumanova sahasında tekrar karşılaşmıştır. Türk ordusunun mevcudu 65.000 iken, Sırp ordusunun mevcudu Bulgar askerlerle birlikte 100.000 kadardır.[1] Osmanlı Devleti’nin bölgedeki en kapsamlı gücü olan Vardar Ordusu’nun Komutanı Zeki Paşa, muharebe öncesi yapılan planlara göre savunmada kalacaktır. Ancak dönemin Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın değişen talimatı ile savunma fikrinden vazgeçilmiş ve taarruz emri verilmiştir. Mevcut ordudaki birliklerin ekseriyetinin redif birliklerinden oluştuğu ve bunların uzun süreli bir muharebeye dayanamayacağı, bundan dolayı muharebenin en kısa sürede neticelendirilmesi gerektiği emri de 7. Kolordu Komutanlığı tarafından Zeki Paşa’ya bildirilmiştir.[2]

Kumanova Muharebeleri dâhil olmak üzere Balkan Harbi bozgununu anlamak için Redif birliklerinden bahsetmemiz gerekmektedir. Redif birlikleri, en temelde mukim bulundukları şehirlerde karşılaşılabilecek olağanüstü durumlara karşı, orduya destek vermesi amacıyla oluşturulan ve harp zamanı iştiraki beklenen yedek asker teşkilatıdır. Kumanova hezimetinin bir numaralı sorumlusu da bu redif birlikleri olacaktır. Eğitimleri iyi olmayan redif askerleri, teçhizat ve donanım bakımından da oldukça yetersizdir. Motivasyonları yoktur. Zira bu erlerin çoğu muhtelif son yıllarda artan milliyetçilik dalgasından etkilenen milletlere mensuptur. Harpte bulunmuş Osmanlı kurmaylarının anılarına bakıldığında ekseriyetinin redif askerlerinden şikâyet ettiği açıkça görülmektedir. Örneğin İzzettin Çalışlar bu askerlerin harbe psikolojik olarak hazır olmadığını belirtirken; harbin ilk safhasında Osmanlı ordusunda görevli Alman subayı Gustav von Hochwaechter, redif askerleri için “aralarında kör ve topal bile var” diyerek durumun vahametini ortaya koymuştur.[3] Kumanova Muharebesi’ne katılacak kolordulardan 5. ve 6. Kolordular birer Nizamiye ile birer Redif Tümeni; 7. Kolordu ise bir Nizamiye ve iki Redif Tümeni’nden ibarettir. Kosova sahasından gelen Sırplara karşı Osmanlı adına Makedonya’yı bu tümenler savunacaktır.

Osmanlı taarruz harekâtı 23 Ekim sabahı başlamıştır. Harbin ilk iki gününde Sırp mağlubiyeti içten bile değildir, öyle ki harp sabahı saflar halinde geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Çünkü Osmanlıların kendilerini Üsküp’te karşılayacağını ve takribi iki katı fazla oldukları Osmanlı ordusunun destek gelmeden bir taarruzda bulunabileceğini düşünmemişlerdir. Fakat pratikte böyle olmamış, bu da Sırpların muharebenin ilk gününde püskürtülmesine yol açmıştır[4]. İlk günün gece yarısında, ordunun sol kanadında bulunan redif askerleri yemek verilmediği, havanın da epey soğuk olduğu gerekçesi ve üstünlük avantajının da vermiş olduğu rehavetle mevzilerini terk ederek Kumanova şehrine ve çevre köylere yemek aramaya ve istirahat etmeye çekilmişlerdir. [5] Redif erlerinin mevzileri terk ettiği haberini alan Üsküp Redif Tümeni Komutanı Kadri Paşa, kolorduyu haberdar etmeden tümenini de alarak Kumanova şehrine kadar çekilmiştir. Raporunda dağılan birliklerin düzensizliğe neden olabileceğini, bu nedenle sabah saatlerinde tekrar düzeni tertip ederek mevzilere iştirak edeceğini bildirse de, pratikte öyle olmamıştır.[6] Oysaki ilk gün püskürtülen Sırp birlikleri, Osmanlı askerlerinin gece mevzileri terk ettiğini bile anlamamıştır. Kadri Paşa vaziyeti kolorduya bildirse, boşalan mevziler yedek birliklerle takviye edilebilecektir. Ancak komuta kademesinde iletişimsizlik, ihmalin ortadan kaldırılma ihtimalini de mümkün kılmamıştır.

24 Ekim sabahı çarpışmalar yeniden başladığında 7. Kolordu mevzilerindeki boşluk ve düzensizlik, 5. ve 6. Kolordu’nun redif askerlerinin de tedirginliğine yol açmış ve dağılmalar başlamıştır[7]. Boşalan mevzileri fark eden Sırpların, yoğun topçu ve piyade ateş desteğiyle taarruza geçerek zaten panik halde kalan Osmanlı ordusunun üzerine yürümesiyle, öğlen saatlerinde Osmanlı ordusu dağılmıştır.[8]

Fevzi Çakmak bu durumu, “Kazanılacak bir savaş, askerin disiplin ve eğitim eksikliği ile kumanda hataları yüzünden bozgunla sonuçlanmıştı” diyerek anlatacaktır.[9]

Komuta kademesinden ricat emri almadan, düzensiz bir şekilde kaçmaya başlayan birlikler, Üsküp’te savunma hattı bile oluşturmadan Kalkandelen’e kadar çekilmiştir. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, dağılma ve firarın baş sorumluları yine redif askerleridir.[10] Kumanova’da toplanılması emri verilmesine karşın bu emir de çiğnenerek güneye, Manastır’a kadar tam bir karmaşa ve bozgun haliyle gerileme başlamıştır.

Sırpların Kumanova’da kullandığı güçlü topların bir kısmı, harpten kısa bir süre önce Fransa’dan satın alınarak Osmanlı toprakları üzerinden Sırbistan’a sokulmuştur. Hazindir ki Sırplar, satın aldıkları bu topları Selanik limanı üzerinden Sırbistan’a getirmek için bizzat Sait Paşa hükûmetinden izin almıştır[11].

Üsküp ve Manastır’ın Düşüşü

Muharebe sahasından çekilerek düzensiz bir şekilde güneye ilerleyen birliklere Üsküp’te toplanmaları emri verilmesine rağmen bu mümkün olmamıştır. Ordu disiplininden koparak kaçmaya başlayan redif birliklerinin hali, nizami birliklere de sirayet etmiştir.[12] Zaten Üsküp halkı da durumu kabullenerek şehrin harap olmaması için olası savunma muharebesine karşı çıkmıştır. Durum böyleyken, Üsküp’te mevcut bulunan bir kısım askerlerde şehri terk etmiştir. Sırplar, 26 Ekim günü hiçbir direnişle karşılaşmadan Üsküp’e girmiştir[13]. Üsküp gibi önemli bir Türk şehrinin düşmesi, yabancı basında ilgiyle takip edilirken; Belgrad başta olmak üzere tüm Sırp kentlerinde büyük kutlamalar yapılmıştır.[14] Fevzi Çakmak, anılarında “Her tarafta panik öylesineydi ki Üsküp’te henüz hiçbir düşman askeri yokken, onlarca obüs topu güpegündüz sokak ortasında terk edilmişti” diyerek yaşanan acziyeti ifade etmektedir.[15] Yahya Kemal’in deyimiyle, Sultan Murad Han yadigârı Üsküp, tek kurşun sıkılmadan, hiçbir direniş olmadan Sırplara teslim olmuştur.

Üsküp’te nizam sağlandıktan sonra Sırp Kralı Peter, şehrin önde gelenlerince karşılanmıştır. Üsküp’ün eski belediye başkanı Reşat Bey’in bu karşılamada Kral’a yönelerek, “Majeste, talih Osmanlılardan yüz çevirdi. Beş yüz yıl evvel kılıçla zapt edilmiş olan yerler majesteniz tarafından kılıçla geri alındı. İslam halk adına majestenizi selamlar, hoş geldiniz derim. Ve yine efendimize karşı itaatkâr olacağımızı temin ederim” sözlerine mukabele eden Kral Peter, “Yönetimim altında, Sırp halkı gibi Türk sakinler de hür yaşayacak, gelişip ilerleyeceklerdir” demiştir. [16] Ancak netice böyle olmayacak, Müslümanlara yönelik katliamlar kısa süre içerisinde başlayacaktır.

Üsküp’e Giren Sırp Askerleri

Vardar Ovası’nda direniş hattı oluşturan Osmanlılar, düşmana ağır kayıplar yaşatmalarına rağmen burada da fazla tutunamamış ve 5 Kasım günü Sırplar Pirlepe’yi de ele geçirmiş; akabinde Makedonya’nın güneyine, Manastır’a ilerlemeye başlamışlardır.[17] Manastır tahkim edilerek savunmaya hazırlanmaya başlandığında, Manastır halkı Üsküp, Kalkandelen ve İpek halkının yaptığı gibi şehirlerinin harap olmaması için Batı Ordusu Komutanlığı’na başvurmuş ancak Ali Rıza Paşa’nın şedit tepkisiyle karşılaşmıştır.[18] Osmanlı kuvvetleri, dağılan birlikleri Manastır’da toplayarak burada son bir savunma hattı oluşturmuştur. 16 Kasım’da başlayan çarpışmalar 19 Kasım günü Sırp galibiyetiyle neticelenmiş ve Manastır da kaybedilmiştir. Netice itibariyle Makedonya’nın kaderi Kumanova Muharebesinde belirlenmiştir. Sırpların bile bu kadar çabuk biteceğine ihtimal vermedikleri muharebeler sonucunda Üsküp’ten sonra Manastır, Resne, Ohri, Drama ve Yakova gibi beş asırlık Türk şehirleri de birer birer düşmüş, Makedonya kaybedilmiştir.

Makedonya Müslümanlarına Yönelik Mezalim ve Katliamlar

Makedonya, Balkan Harbi’nden yaklaşık on yıl önce Sırp, Bulgar ve Rum çetecilerin tedhiş faaliyetlerine maruz kalmış, bu durumdan en fazla sivil halk zarar görmüştür. Bölgenin kaderi kısmî bir rahatlama döneminden sonra tekrar eskiye tecelli etmiş, bu sefer ki yıkım daha büyük olmuştur. Nitekim yukarıda da bahsedildiği üzere Üsküp’ün işgali sonrası Sırp Kralı’nın Müslüman ahaliyi teskin edici konuşması, çok kısa bir süre sonra gerçek niyeti aşikâr etmiştir. Kesin Osmanlı mağlubiyetinden sonra Makedonya’daki şehir ve kasabalar talan edilmeye başlamış, Müslüman ahali adeta göç ve ölüm arasında bir seçim yapmaya zorlanmıştır. Sırplar ve Bulgarlar kadın, çocuk ve yaşlı ayırmaksızın mezalime girişmiştir. Katliamların derecesi o derece yüksektir ki, Batı kamuoyu bile bu duruma kayıtsız kalamamıştır. The New York Times (NYT), 22 Kasım tarihli sayısında, “Üsküp, Kumanova ve Manastır’da esir alınan Türk askerlerinin bir kısmı hemen hunharca katledildi ve cesetleri Vardar Nehri’ne atıldı. Esirlerin diğer bir kısmı da ölülerle beraber diri diri gömüldü” diyerek Sırp zulmüne dikkat çekmiş, aynı gün İngiliz Dundee Courier de “Korkunç Sırp Barbarlığı” başlığıyla haber yapmıştır. NYT, 31 Aralık da “Sırp ordusu kadın, çocuk, yaşlı demeden Müslümanları haince öldürüyor. Zafer sarhoşu olan Sırp subayları Müslümanları yok etmek istiyor… Üsküp’ü ele geçiren Sırp askerleri Kumanova ve Üsküp’te 3.000 kişiyi öldürdü” diyerek yaşanan vahşeti duyurmuştur. O tarihlerde gazetecilik yapan Leon Troçki de Makedonya’da yaşananları yazılarında detaylı olarak anlatmıştır.[19]

Fransız muhabir Georges Remond, Osmanlı yetkililerinden aldığı izinle cephe hattını görme imkânı bulmuştur. Remond, mağlup ordunun ve göçe zorlanmış halkın vaziyetini şu sözleriyle anlatmıştır: “Gözlerimle gördüğüm feci ve dehşet verici olayları hakkıyla tasvir etmek mümkün değildir. Yenilginin dehşeti, soğuktan ve açlıktan ölüm, yaralıların durumları, öyle kalemle, sözle tarif ve tasvir edilecek şeylerden değildir… Bu dehşet verici felaketi ben tasvir edemem”.[20]

Sonuç olarak Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılda gerileme yaşadığı Balkanlar, 93 Harbi ve Balkan Harbi sonrasında tamamen elden çıkmıştır. Türlü isyanlara rağmen Osmanlı himayesinde kalmayı başaran Makedonya ise, Kumanova Muharebesi’ndeki akıllara durgunluk veren gafletler silsilesi neticesinde kırıma uğramış ve iki hafta gibi kısa sürede bir vatan kaybedilmiştir. Akabinde Makedonya’da yaşayan Müslümanların bir kısmı yurtlarında zulme uğramış, bir kısmı göç yollarında katledilmiş, bir kısmı da anavatana dönmüştür. Balkan Harbi, Türkler üzerinde şok etkisi yaratarak Osmanlı askerî sisteminin acı bir eleştirisine imkân tanımış, harbin hemen ertesinde askerî kadroların çok büyük bölümü emekli edilerek kadrolar yenilenmiş, 1. Cihan Harbi ve Millî Mücadele’yi verecek olan başarılı kadroların önü açılmıştır. Ancak hiçbir zaman Türklerin Balkan Harbi’nde yaşadığı hezimet ve utanç, akıllardan çıkmamış, çıkamamıştır.

Kaynakça

Bjelejac, Mile. “Balkan Harbi 100 Yıllık Gözyaşı”.2014. Erişim Adresi: https://www.youtube.com/playlist?list=PLulibo_kZyQwsTiFqNgQQ80W1tvZLmC3_

Çakmak, Fevzi. Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? Garbî Rumeli’nin Sûret-i Ziyaı ve Balkan Harbi’nde Garp Cephesi, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2020.

Çalık, Mustafa. Bir Asır Sonra Balkan Savaşları. Ankara: Cedit Neşriyat. 2015.

Erickson, Edward J. Büyük Hezimet: Balkan Harpleri’nde Osmanlı Ordusu. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2013

Öztuna, Yılmaz. 93 ve Balkan Savaşları Avrupa Türkiye’sini Kaybımız: Rumeli’nin Elden Çıkışı. İstanbul: Ötüken Neşriyat. 2021.

Remond, Georges. Mağluplarla Beraber Bir Fransız Gazetecinin Balkan Harbi İzlenimleri, İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayıncılık. 2018.

Taşkıran, Cemalettin. “Balkan Harbi 100 Yıllık Gözyaşı”.2014. Erişim Adresi: https://www.youtube.com/playlist?list=PLulibo_kZyQwsTiFqNgQQ80W1tvZLmC3_

Uyar, Mesut. Osmanlı Askerî Rönesansı: Balkan Bozgunu ile Yüzleşmek (İçinde: Bir Asır Sonra Balkan Savaşları). Ankara: Cedit Neşriyat. 2015.

Ün, Mehmet. 93 Harbi’nden Balkan Savaşı’na Rumeli’ye Veda, İstanbul: Kastaş Yayınevi. 2015.

Yakup Ahbab, “Kuzey Makedonya 1912: Savaş, Katliam ve Soykırım”, Tarih Dergisi, (62), (2015): 91-126.


[1] Yakup Ahbab, Kuzey Makedonya 1912: Savaş, Katliam ve Soykırım, Tarih Dergisi, 62, 2015, s. 98.

[2] Mehmet Ün, 93 Harbi’nden Balkan Savaşı’na Rumeli’ye Veda, Kastaş Yayınevi, 2015, s. 257-258.

[3] Mustafa Çalık, Bir Asır Sonra Balkan Savaşları, Cedit Neşriyat, 2015, s. 68-69.

[4] Mile Bjelejac, Balkan Harbi 100 Yıllık Gözyaşı, 2014.

[5] Mehmet Ün, 93 Harbi’nden Balkan Savaşı’na Rumeli’ye Veda, Kastaş Yayınevi, 2015, s. 260-262

[6] Fevzi Çakmak, Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? Garbî Rumeli’nin Sûret-i Ziyaı ve Balkan Harbi’nde Garp Cephesi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020, s. 193.

[7] Cemalettin Taşkıran, Balkan Harbi 100 Yıllık Gözyaşı, 2014.

[8] Fevzi Çakmak, Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? s. 196-197.

[9] Mehmet Ün, 93 Harbi’nden Balkan Savaşı’na Rumeli’ye Veda, s. 265.

[10] Mustafa Çalık, Bir Asır Sonra Balkan Savaşları, Cedit Neşriyat, 2015, s. 70.

[11] Cemalettin Taşkıran, Balkan Harbi 100 Yıllık Gözyaşı, 2014.

[12] Mesut Uyar, Osmanlı Askerî Rönesansı: Balkan Bozgunu ile Yüzleşmek, Cedit Neşriyat, 2015,s. 122.

[13] Yılmaz Öztuna, 93 ve Balkan Savaşları Avrupa Türkiye’sini Kaybımız: Rumeli’nin Elden Çıkışı, Ötüken Neşriyat, 2021, s. 90.

[14] Yakup Ahbab, Kuzey Makedonya 1912: Savaş, Katliam ve Soykırım, Tarih Dergisi, 62, 2015, s. 103.

[15] Fevzi Çakmak, Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik? Garbî Rumeli’nin Sûret-i Ziyaı ve Balkan Harbi’nde Garp Cephesi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020, s. 221.

[16]Yakup Ahbab, Kuzey Makedonya 1912: Savaş, Katliam ve Soykırım, s.104.

[17] Edward J. Erickson, Büyük Hezimet: Balkan Harpleri’nde Osmanlı Ordusu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, s. 261.

[18] Mehmet Ün, 93 Harbi’nden Balkan Savaşı’na Rumeli’ye Veda, Kastaş Yayınevi, 2015, s. 273.

[19] Yakup Ahbab, Kuzey Makedonya 1912: Savaş, Katliam ve Soykırım, Tarih Dergisi, 62, 2015, s. 108-110.

[20] Georges Remond, Mağluplarla Beraber Bir Fransız Gazetecinin Balkan Harbi İzlenimleri, Kültür Bakanlığı Yayıncılık, 2018,  s. 50.

Benzer Yazılar

Yorum Yap