Balkan Harbi / 100 Yıllık Gözyaşı Belgeseli

Balkan Harbi / 100 Yıllık Gözyaşı Belgeseli

Harp başlamadan kazanamayacağını bilerek çarpışmak mı? Yoksa kazanıp kazanmadığının önemi olmadan vatan için canından vazgeçmek mi? Varlık içinde yokluğun, yokluk içinde varlığın yaşandığı harp. Balkan Harbi; arkasında yıkılan hayatlar, yıkılan şehirler, yok olan insanlar ve hiç…
Ağıtlara ve hikâyelere konu olan Balkan Harbiyle farklı bakış açılarını sentezleyen yönetmen Cem Fakir’in anlatımıyla yeniden yüzyıl öncesine geri dönüyoruz. 632.000 büyük acı kayıpla tarihe gömülen koca bir harp. Belgeselde tarihçilerin yorumlarına yer verilmesiyle harp ruhunu tekrar hissettirdi. İliklerimize kadar korku, çaresizlik ve umutsuzluğu hissettiğimiz Balkan Harbini anlatan zengin bir belgeseldir. Balkan tarihini ve ruhunu anlamak isteyenlerin mutlaka izlemesi gereken bir yapım.

Belgesel, Balkanlar’ın sadece bir savaş meydanı değil, aynı zamanda stratejik bir köprü olduğunu vurgulayarak başlıyor. Acının merkezi haline gelen Balkan, diğer ülkeler için bir geçiş köprüsüdür. Avrupa ve Asya’nın sınırında olması her iki taraf için de geçiş merkezi olarak görülmüş. Balkan tek bir milletten ve bir dinden oluşmamıştır. Çeşitli milletlerden ve dinlerden oluşmuştur. “Doğu’ya egemen olmaya çalışan Avrupa ülkeleriyle Avrupa’ya egemen olmak isteyen Asyalı kavimler arasında köprüydü.” Asya ve Avrupa için Balkan olmaktan ziyade bir köprüydü. Bir köprü olan Balkanlar’da toplam 9,5 ay savaş hüküm sürdü.

Balkanlar’da 14. yüzyıldan itibaren Osmanlılar 16. yüzyılın sonuna doğru Balkanlarda egemen olmuşlardı. Balkanlar diğer devletler için köprü olarak görürken Osmanlı için kök salınacak bir vatandı. Osmanlılar Balkanları istila etmek yerine orada kalıcı olmak istemişlerdir. Bunun için Anadolu’dan insanları Balkanlara getirerek kök salarak kalıcı olmayı hedeflemiştir. Balkanlar, Osmanlı için farklı bir konumdaydı. Balkanlar fethedildikten sonra doğuda da ilerlemeye başladı. Osmanlının batı-doğu olarak iki yönden ilerlemeye çalışması hem devletin ilerlemesini hem de olabilecek saldırılar açısından yorucuydu. Diğer devletler de bunu bildiği için Balkanlardan savaşmaya başladı. Balkanlarda öncelikle Osmanlı’nın egemenliğini kırmak gerekiyordu. Balkanlarda Osmanlı hakimiyetinin kırılması 19. yüzyılın sonlarında başladı. Balkanlarda milliyetçilik akımı yayılmaya başladığı zaman çatırdamalar başladı.

Kozmopolit bir yapıya sahip olduğu için bu akım harbin ilk tohumlarını atmıştı. Kültürel bir etki olan milliyetçilik daha sonra günlük bir siyaset haline geldi. Osmanlı himayesinde olan Balkanların direnişi başladı. Fransız ihtilaliyle Balkanlarda milliyetçilik duygusu artmıştı. Balkanların büyük Osmanlıyı yenebilme düşüncesi yoktu. Tüm devletler büyük Osmanlıya ilk hangi devletin savaş açmasını ve sonucunun ne olacağını merak ediyordu. Bunu ilk Sırplar başlattı. İlk başta Sırpların ayaklanması başarıya ulaşamamasına rağmen Osmanlıyı yenebileceklerine olan inancının temelini atmıştı. Büyük Osmanlının asla yenilemeyeceğine olan inancını Sırplar kırdı. Sonrasında Karadağ, Eflak, Boğdan, Bulgarlar isyan zinciri birer halkalarla artmaya başladı. Balkanlar için İtalyan ve Almanların kazandığı başarılar milli birlik yaratılmasına yardımcı oldu. Bulgarlar, Yunanlar, Sırplar ve Makedonyalılar Osmanlılarla karşı savaşıyorlardı. Ama tek tek savaşarak kazanmayacaklarını anladılar bu yüzden birleşerek savaşmaya karar verdiler. Aralarında anlaşma imzalamaya başladılar. Bu anlaşmalardan Osmanlının haberi yoktu. 

8 Ekim 1912’de 1. Balkan Savaşı ilan edildi. Sırplar, Üsküp’ü ele geçirdiklerinde halk gitmekte ya da kalmakta serbesti. Bazıları Selanik’e gitti. Selanik, Balkan yarımadasıyla Makedonya için en önemli kentti. 1430’da Osmanlı hakimiyetine girdi. Demir yolları, işlek bir limanı, kozmopolit yapısıyla farklı dinlere ev sahipliği yapıyordu. 18 Kasım 1912’de Osmanlı – Yunan savaşında, Yunanlılar ikiye ayrılarak yayıldı. Sarantaporo’da Osmanlıların Yunanlılara karşı yenilmesi diğer bölgelerde yenilemesine yol açtı. Hasan Tahsin Paşa’ Selanik’i Rumlara tek bir kurşun atmadan vermiştir. Balkanlarda Osmanlı’nın yenilmesinin birçok sebebi vardır. Ordunun düzensiz geri çekilmesi ve askerlerin kaçmasıdır. Osmanlının kazanabileceği savaşlarda kazanabilme inançlarının olmaması kazanmamalarına neden olmuştur. Balkan Savaşlarında devletlerin stratejik psikoloji kazanmalarında etkili olmuştur.Savaş sadece fiziksel değil aynı zamanda psikolojiktir. Bu iki dengeyi iyi kurabilen kazandı.

Şark bölgesinin aldığı darbeler kaybetmesine sebep oldu. Osmanlının savaşta ilerlemesi, düzensiz çekilmesi ordunun yıkılmasına neden olmuştur. Askerler yorgun, aç ve kazanma umutları yoktu. Kolera, tifo, çiçek vs. gibi salgın hastalıklar halkı ve askeri korkutmuştu. Bulgar orduları korkulan bir rüya olmuştu. 

Balkanlardan yayılan kaybetme rüzgârı Çatalca’ya doğru esince yokluğa, hüzne ve her şeye rağmen asker asla yenilmezdi. Asker sağlam bir inançla Bulgar ordusunu yerle bir etmeyi başardı. Çatalca muharebesi, Bulgar yenilgisiyle sonuçlandı. Çatalca muharebesinde askerler Osmanlı’nın düşmesine göze alamadılar. Çatalca’nın düşmesi demek İstanbul’a doğru düşmanın ilerlemesi demekti. Bu yüzden askerler canına dişine takarak savaştılar.

Balkan Savaşında tek bir kurşun atmadan Hasan Tahsin Paşa’nın düşmanlara Selanik’i vermişti. Bunun yanında kanın son damlasına kadar savaşan Esad ve Şükrü Paşa gibi komutanların olması düşmanların İstanbul’a doğru gelmesini engellediler. Hasan Tahsin Paşa’nın ordusu varken kazanma inancı yoktu. Esad ve Şükrü Paşa’nın az ordusu olmalarına rağmen kazanma inançlarının ordulardan daha büyüktü. Ruhu olmayan ordu aslında hiç yoktur. Bu Osmanlının en büyük eksikliğiydi. Balkan Savaşında açlıktan ölen insanların yanında düşmanların kendi yiyeceklerini götürmeleri varlık ve yokluğun iliklere kadar hissedildiği bir savaştı.

Her harbin bıraktığı acı yıllar boyu sürer. Savaşın insanlara hediye ettiği ezgi ağıttır. Balkan Harbinin bıraktığı acı ağıtlarda yer aldı. Uzun süre asla unutulmaz, hafızalardan silinmez her acıda hep akla gelir. 

“Arda kenarına

Düşünüp gittim.

Dalgalar vurdukça

Can telef ettim.

Uyu uyan Ercebim

Senin olayım.

Dalgalar üstünde

Gelin olayım”

​1912-1913 arasında yapılan harpte hesaplanan 632.000 kayıp olmuştur. Bu rakam sadece sayılabilenler ya sayılamayan kaç can ve ruh var. Yitirilen canların yanında ölen kaç ruh… Askere gidenleri bekleyen anneleri, eşleri, nişanlıları ve sevdikleri.

​Balkan Harbini anlatan bu belgesel Balkan Harbinin öncesinde ve sonrasında yaşanılan tüm olayları farklı tarihçilerle ele almıştır. Bu farklılık belgeseli zenginleştirmiştir. Balkan Harbi hakkında bilgi sahibi olmayan insanın öğrenmesi gereken pek çok bilgiyi izleyiciye sunan değerli bir belgeseldir. Bu belgesel Balkan harbinde insanların çektiği acılara değinmiştir. Balkan Harbi insanlara varlık ya da yoklukla savaşın kazanılmadığını kanıtlamıştır. Kazanmak için sadece iradeli bir inanca sahip olmak yeterlidir. Belgesel acıyla yoğrulan Balkanları çok iyi anlatmıştır. 

Sayılan ve sayılamayan Balkan Harbinde feda olan tüm ruhlar şad olsun…

Benzer Yazılar

Yorum Yap