Batı Trakya’dan Türkiye’ye Eleştirel Bir Bakış: Sebat Gazetesi’nde İnkılap Söylemi (1957-1976) 

Batı Trakya’dan Türkiye’ye Eleştirel Bir Bakış: Sebat Gazetesi’nde İnkılap Söylemi (1957-1976) 

Osmanlı Devleti’nin dağılmasıyla birlikte Batı Trakya, Müslüman-Türk topluluğun azınlık konumuna düştüğü yeni bir döneme girdi. Lozan Antlaşması’yla mübadele dışı bırakılan bu topluluk, bir yandan kimliğini koruma mücadelesi verirken diğer yandan Yunanistan’ın ulus-devletleşme sürecinde kültürel ve dini baskılarla da baş etmek zorunda kaldı. Böyle bir ortamda azınlık basını yalnızca haber aktaran bir mecra değil; kolektif hafızayı canlı tutan, kimliği yeniden üreten ve dini-millî bilinci güçlendiren önemli bir dayanışma alanı haline geldi.

1957–1976 yılları arasında Batı Trakya’da Gümülcine’de haftalık olarak yayımlanan Sebat gazeteside tam olarak böyle bir işlev üstlendi. Müslüman azınlık için yerel bir basın organı olmanın ötesinde, Batı Trakya’daki Müslüman Türk topluluğun dini kimliğini koruma amacıyla yayın yapan gazete, modernleşme ve inkılap karşıtı söylemleriyle dikkat çekti. 

Gazete, gündelik hayata dair haberlerle topluluğun sosyal dokusunu canlı tutarken özellikle Türkiye’de gerçekleşen inkılaplara karşı eleştirel bir söylem de geliştirmiştir. Bilindiği üzere Türkiye’deki inkılaplar yalnızca ülke sınırları içinde değil, yurt dışındaki Müslüman topluluklar içinde de dikkatle takip edilmiş ve kimi zaman oldukça keskin bir dille tenkit edilmiştir. Nitekim bu dönemde bölgede yaşayan Müslüman Türk azınlığın, Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkisi de yeni rejimi destekleyenler ve ona eleştirel yaklaşanlar şeklinde genel olarak iki farklı eğilim etrafında şekillendiği izlenmiştir. Sebat gazetesi de bu tabloda Türkiye Cumhuriyeti’nde yürürlüğe konan Atatürk ilke ve inkılaplarına eleştirel yaklaşan, eski İslamî düzeni muhafaza etmek isteyen ve modernleşmenin dayattığı değişimlere karşı temkinli bir pozisyonda konumlanmıştır.[1] Sebat, laiklik ilkesi kapsamındaki inkılaplardan, alfabe reformuna; kılık kıyafet düzenlemelerinden, dinî eğitimin sekülerleşmesine kadar uzanan modernleşme hamlelerini yalnızca politik tercihler olarak değil; dinî ve ahlaki değerler ve ümmet bilincine yönelik tehditler olarak yorumlamış ve bu yönüyle hem kendi topluluğunu bu gelişmelere karşı bilinçlendirmeye çalışmış hem de sınır ötesinden Türkiye’deki dönüşümlere alternatif bir söylem üretmiştir.

Gazetenin Genel Muhtevası

Sebat gazetesi, daha önce İntibah-ı İslam Cemiyeti’nin[2] fikirlerini yayan Hakyol gazetesi çevresinden doğmuştur. Hakyol’u çıkaran Molla Yusuf, Hafız Yaşar ve Türkiye firarilerinden Kütahyalı Hüsnü Yusuf üçlüsünden Molla Yusuf’un ayrılmasının ardından gazete, Hüsnü Yusuf’un teşvik ve desteğiyle Hafız Yaşar tarafından yayımlanmaya başlanmıştır. Gazete hem Arap (Osmanlı Türkçesi) hem Latin harfleriyle yayınlanmış, ayrıca künyesinde Yunan alfabesi de yer verilmiştir. Bu yönüyle dönemin Batı Trakya basını içinde dikkat çekici bir örnek oluşturmuştur. [3]

Sebat gazetesinde öne çıkan temalar dikkate alındığında, yalnızca haber vermeyi amaçlamayan; toplumsal bilinç inşası, Müslüman kimliğin korunması ve ideolojik bir duruşun yansıtılması işlevlerini de üstlenen bir yayın organı olduğu görülür. Yerel gündelik hayata dair haberlerden, İslam dünyasındaki gelişmelere kadar uzanan geniş bir içerik sunar. Özellikle Müslüman kimliğin korunmasına odaklanan yazılarda, Türkiye’deki inkılaplar çoğu zaman eleştirel bir çerçevede ve olumsuz bir örnek olarak sunularak topluluk içinde bir bilinç oluşturulmaya çalışıldığı görülür.

Sebat gazetesi, Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın gündelik yaşamına dair; düğünlerden cenazelere, mezuniyetlerden hac yolculuklarına kadar toplumun ortak sevinç ve hüzünlerini yansıtan birçok kesite sayfalarında yer vermiştir. Yerel suç haberleri, kayıp eşya ilanları, cemaat seçimleri gibi günlük hadiseler, tütün fiyatları gibi ekonomik duyurular ya da birinin mezun olup işe başlaması gibi kişisel haberler, gazetenin sayfalarında yer alan ve gündelik hayatın canlılığını gösteren kesitlerdendir. Yine zaman zaman çıkılan yağmur duası duyuruları, yardım kampanyaları ya da toplantı ve şenlik duyuruları da sık sık yer verilen haberlerdendir. Bu içerikler bir arada düşünüldüğünde Sebat gazetesinin hitap ettiği kitle açısından Batı Trakya Türk azınlık bireyleri arasında, yalnızca kendi çevresine değil, tüm topluluğa dair bir farkındalık ve aidiyet hissi geliştirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.

Sebat gazetesi, gündelik haberlerin yanısıra okuyucularını düşünmeye, sorgulamaya ve tavır almaya yönlendiren fikrî yazılara da yer verir. “Tenkid Değil Hasbihal” başlığıyla yayımlanan yazılarda özellikle Müslümanların ve gençlerin dini yaşantısındaki zafiyetleri, ahlaki aşınma ve temsil sorunları eleştirel ve nasihat dolu bir üslupla işlenmektedir.[4] Özellikle vaizler, Müslümanların önünde rol model olma pozisyonunda olanlar pasif ve edilgen anlatımları nedeniyle sert bir üslupla eleştirilmekte, onların dünyadaki vazifelerine vurgu yapan aktif Müslüman özneyi teşvik eden bir vazifeleri olduğu hatırlatılmaktadır.[5] Örneğin; Ramazan ayı münasebetiyle yayımlanan bir yazıda, vaizlerin artık halkı, cennet ve cehennemle korkutmak, İsrailoğullarıyla ilgili hikayeler anlatarak uyutmak yerine, onların dünyadaki sorumluluklarını hatırlatmalarının daha faydalı olacağı ifade edilir. [6] Bu yazıların arka planında sıklıkla bozulmalara sebep olarak Türkiye’deki inkılapların etkisi, laikleşme süreciyle birlikte dini, ahlaki ve kültürel değerlerde büyük bir bozulma yaşandığı vurgusu dikkat çeker. Dolayısıyla Sebat gazetesindeki bu yazılar, dini ve toplumsal meseleleri yorumlamanın ötesinde modernleşme politikaları karşısında bir duruş geliştiren bir söylem üretmektedir.

Gazetede İslam dünyasındaki gelişmelere de geniş bir yer verilmiştir.[7] Kıbrıs meselesinden, Cezayir’deki Fransız zulmüne, Filistin’de uzun yıllardır devam etmekte olan işgale,[8] Fas’taki ayaklanmalara,[9] Finlandiya Müslümanlarına[10] kadar  çok geniş bir coğrafyada Müslümanlara yönelik zulümler hemen her sayıda gündeme getirilir.[11] Bu gelişmeler Batı dünyası, özellikle BM, Amerika ve İngiltere, İslam dünyasınıniçinde bulunduğu durumun başlıca sorumlusu olarak konumlandırılmakta ve “iki yüzlü politikaları” üzerinden sert bir dille eleştirilmektedir. Gazete, ilk sayısından itibaren bu haberlere düzenli olarak yer vererek Batı Trakya’daki Müslüman azınlıkta küresel ölçekte bir ümmet bilinci inşa etmeye çalışmakta; böylece bu içerikleri yalnızca bilgilendirici değil, aynı zamanda gazetenin ümmetçi ve anti emperyalist söylem alanının bir parçası haline de getirir.[12]

İnkılaplara Yönelik Eleştirel Söylemin İzleri:

Sebat gazetesi muhtevasında İslam dünyasına dair gelişmeler, ümmet bilinci ve anti-emperyalist söylemler yanında Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen inkılaplara yönelik eleştiriler önemli bir söylem alanı oluşturur. Türkiye’deki siyasal ve toplumsal dönüşümler, komşu ülkede yaşanan gelişmeler olarak değil, içsel bir aidiyet çerçevesinde ele alınmakta; Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın dini ve kültürel kimliği için bir tehdit olarak görülmekte ve inkılaplara karşı açık bir ideolojik duruş sergilenmektedir. İnkılaplar, hem toplumsal yozlaşmanın hem de dinî hayatın bozulmasının kaynağı olarak görülmekte ve bu nedenle sert bir dille eleştirilmektedir.

Gazetede yer alan yazılarda sıklıkla inkılaplar gerek Türkiye gerekse de Batı Trakya’daki Müslümanlar için siyasi bir dönüşümden ziyade dinî, ahlaki, kültürel her türlü bozulmanın temel aktörü olarak konumlandırılır. Bu doğrultuda alfabenin değişimi, laiklik ilkesi kapsamındaki uygulamalar, din eğitiminin ihmal edilmesi, dönüştürülmesi veya yeterince önemsenmemesi nedeniyle ortaya çıkan ahlaki bozulmalar en sık eleştirilen konular arasındadır. Sebat’ın inkılaplara yönelik eleştirileri yalnızca içerik düzeyinde değil, kullanılan dilin tonu ve seçilen kavramlar açısından da bu sert eleştirel tutumu açıkça yansıtır. Örneğin; yazılarda sık sık karşımıza çıkan “inkılapçılık” ifadesi bir suçlama ve pejoratif bir anlam yüklenerek kullanılır veya bir kimsenin “inkılap karşıtı” olması övülen bir özellik, bir erdem olarak sunulur. Yine inkılap ve inkılapçılardan bahsedilirken; “sapıklık”, “soysuzluk”, “dinsizlik”, “namussuzluk”,[13]kitapsız, besmelesiz, dinsiz”, “ahlaksızlık”, “palyaço inkılapçılar[14] gibi ifadeler sıkça karşımıza çıkar.

Gazetedeki yazılarda alfabe değişimi, laiklik uygulamalarının inanç, ahlak ve toplumsal yapı üzerindeki bozucu etkileri, kılık kıyafete yönelik müdahaleler ve din eğitiminin ihmali nedeniyle yaşanan ahlaki buhran gibi meselelere yönelik yoğun eleştiriler yer alır. Laiklik gazete söyleminde “Allah ile kul arasına girme”,[15]dinin emirlerine müdahale[16] ve “dinsizlik”[17] olarak kodlanır, bu nedenle meşruiyeti temelden reddedilir. Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nde savunulduğu şekliyle siyasî otoritenin dinî bir kaynağa dayanmaması ilkesi olarak değil, gazete söyleminde dinin hayattan tamamen dışlanması ve Müslüman toplumun ahlaki ve manevi değerlerini zayıflatan sistemli bir proje olarak tasvir edilmekte; bu çerçevede Cumhuriyet’in kurucu iktidarı tarafından ileri sürülen inkılapları meşrulaştırıcı tezler güçlü bir biçimde reddedilmektedir.[18]

Harf inkılabına yönelik eleştiriler ise Kur’an’ın Latin alfabesiyle okutulması, öğretilmesi ve yazılması meselesi etrafında yoğunlaşmaktadır. Latin harflerinin Kur’an’ın Arapça aslının telaffuz özelliklerini karşılamadaki yetersizliği nedeniyle yazılan ve okunanın Kur’an olmadığı dolayısıyla bunun bir tahrif olduğu düşünülür[19] ve bu şekilde eğitim veren okullar “haramı helal gösteren” yerler olarak nitelenir.[20] Sebat’a göre Müslümanlar Kur’an ve din eğitimini bozan ve gençleri ahlaki yozlaşmaya sürükleyen “inkılapçı zihniyet” ile mücadeleyi imanî bir görev olarak görmelidir.[21]

Benzer şekilde inkılaplar kapsamında yapılan kılık kıyafete yönelik düzenlemeler de İslam dininin şeklî ve sembolik görünümüyle doğrudan ilişkili olduğundan dinî kimliğe müdahale olarak değerlendirilmekte ve sert bir dille eleştirilmektedir. Bu tür müdahaleler dinin açık hükümleriyle çeliştiği gerekçesiyle Allah’ın emrine yönelik bir ihlal, dinî kimliğe ve ahlaki değerlere karşı açık bir saldırı olarak kodlanmaktadır. Gazetede çarşaf ve ferace gibi kıyafetlere karşı yürütülen mücadele “soysuzluk”, “namussuzluk” ve “dinsizlik” olarak olumsuzlanırken, yeni kılık kıyafet biçimine uymak ise “soyunma ve soysuzlaşma işi” şeklinde damgalanarak güçlü bir ahlaki karşıtlık üzerinden anlamlandırılmaktadır.[22]

Sonuç

Sebat gazetesi, yayımlandığı dönemde yalnızca yerel haberler sunan bir yayın olmanın ötesine geçerek; Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığın dini ve kültürel kimliğini korumaya yönelik bir söylem üretmiştir. Yayınladığı haber ve yazılarla topluluğun sosyal dokusunu canlı tutarken, Türkiye’deki inkılaplara karşı sergilediği eleştirilerle ideolojik duruşunu ortaya koymuştur.

Sebat gazetesi inkılapları yalnızca siyasi değişimler olarak değil, ahlakî ve dinî değerlere yönelik bir tehdit olarak sunmuş, inkılaplar neticesinde meydana gelen bozulmaların örneklerini sıklıkla sayfalarına taşıyarak ağır bir dille eleştirmiştir.  Bu çerçevede okuyucularını bu gelişmelere karşı bir duruş almaya çağırmış; böylece hem sınır ötesinden Türkiye’deki inkılaplara alternatif bir bakış sunar hem de kendi topluluğu içinde muhafazakâr bir duruşun temsilcisi olmuştur.

Not: Bu yazı Balkanlarda Süreli Yayınlar: İslam Düşüncesinin Serüveni 1945-1990 başlıklı sempozyumda sunulmuştur.


[1] Feyyaz Sağlam, Batı Trakya Türkleri Basın-Yayın Tarihi (İzmir: BEBTTAB Yayınları, 2002), 34.; Halit Eren, Batı Trakya Türkleri (İstanbul: y.y., 1997), 150.

[2] İntibah-ı İslam Cemiyeti 1948 yılında Gümilcine’de Molla Yusuf, Hüsnü Yusuf ve Hafız Yaşar önderliğinde kurulmuş dini olmaktan ziyade siyasi bir cemiyettir.

[3] Nitekim aynı dönemde Türk azınlık tarafından çıkarılan yayınlara bakıldığında; bir tarafta Latin alfabesine tamamen karşı çıkarak Osmanlı Türkçesi ile yayımlanan muhafazakâr gazeteler, diğer tarafta ise Türkiye Cumhuriyeti’nin inkılaplarını benimseyerek Latin alfabesi ile yayın yapan gazeteler bulunurken, Sebat bu iki çizginin arasında farklı bir konumda yer almıştır.

[4] “Tenkid Değil, Hasbihal”, Sebat (18 Şubat 1957), 3. “…Ekalliyetce ilimde irfanda olduğu kadar, muaşerette de pek geri kalmış bir haldeyiz… Kendi yağımızla kavrulmak vaz’iyetine düşmüş bir haldeyiz. Senelerce başımızda taşıdığımız zevattan bu derde deva bir rehber çıkmadı…”

[5] “Bir Hutbe Münasebetiyle”, Sebat (11 Şubat 1957), 2.; “Ramazan”, Sebat (25 Mart 1957), 8.

[6] “Ramazan”, Sebat (25 Mart 1957), 8.

[7] İlk sayılarda “Müteferrik Haberler” başlığı altında, sonra “Haftanın Mühim Haberleri” başlığı altında Türkiye’den ve başka ülkelerden dış haberlere yer verilmiş, bununla birlikte bu içeriktek, haberler müstakil başlıklar altında da işlenmiştir.

[8] “Filistin Muhacirlerine Dair…”, Sebat (13 Teşrinievvel 1958), 82.

[9] “Fas’da Kıyam”, Sebat (2 Kanuni evvel 1957), 42. (“…Milletlerin herhangi bir sebeple hükümetlerine karşı ayaklanmaları o hareketin mahiyetine göre meşru veya gayrimeşru olarak iki mana ifade eder. Eğer meşru ise ona kıyam, eğer meşru değil ise isyan denir…”)

[10] “Finlandiya Müslümanları”, Sebat (23 Kanuni evvel 1957), 45.

[11] “Irakta Kıyam”, Sebat (21 Temmuz 1958), 72.; “Keşmir Meselesi”, Sebat (22 Eylül 1965), 246.

[12] “Çıkan ve Giren Yıllar Münasebetiyle”, Sebat (31 Ocak 1957), 1.

[13]  “İktibaslar: Ecdadımızı Kötülemeyelim”, Sebat (15 Kanunievvel 1958), 91. (“…İnkılabın hedefi garbi medeniyetini temsil maskesi altında namussuzluk ve dinsizliktir…”)

[14] “Ahlaki Çöküş Örneklerinden”, Sebat (10 Şubat 1958), 52. (…Biz bu satırları buradaki palyaço inkılapçıların suratlarına bir şamar olarak yazdık…)

[15] “Laiklik Anlayışı”, Sebat (12 Aralık 1960). (Bu nüshada sayı kısmı bulunamamıştır.) (İnsanların inandıkları dinin mükellefiyetlerini yerine getirirken laikliğin engel olması Allah ile kul arasına girmenin inkar edilemez bir şeklidir.)

[16]  “Dini Tedrisat Bahsi”, Sebat (14 Teşrinievvel 1957), 35.

[17] “İktibaslar: Ecdadımızı Kötülemeyelim”, Sebat (15 Kanunievvel 1958), 91.

[18] “İktibaslar: Ecdadımızı Kötülemiyelim”, Sebat (15 Kanunievvel 1958), 91.

[19] “Kuranı Kerim Latin Harfleriyle Yazılabilir mi?”, Sebat (12 Aralık 1960). (Bu nüshada sayı kısmı bulunamamıştır.).

[20] “Kuranı Kerim Latin Harfleriyle Yazılabilir mi?”, Sebat (12 Aralık 1960). (Bu nüshada sayı kısmı bulunamamıştır.).

[21] “Küfri İnadiye Devam..”, Sebat (3 Ağustos 1959), 113.

[22] “Kondakçılar!..”, Sebat (21 Kasım 1966), 271.; İktibaslar: Ecdadımızı Kötülemiyelim”, Sebat (15 Kanunievvel 1958), 91.

Benzer Yazılar

Yorum Yap