Osmanlı taşra teşkilatı dahilinde muhafız, kalelere tayin edilmiş paşa rütbesine sahip en yetkili kişidir. Bulundukları bölgenin korunmasından kalkındırılmasına kadar birçok hizmeti üstlenen bu rütbe, vazifenin yapıldığı yere göre ayrıca bir öneme sahip olmuştur ki Vidin Muhafızlığı da bunlardan birisidir. Vidin, XVIII. yüzyıl itibariyle Osmanlı serhaddinde kıymeti artan bir kaledir. Bundan dolayı muhafızlığına mühim ailelerin fertlerinden atamalar yapılmıştır. Babası için vakfettiği bir Kuran-ı Kerim’e düşürdüğü kayıttan Halîlefendizâde Abdullah’ın oğlu olduğu anlaşılan İdris Paşa, Vidin Muhafızlığı denince ilk akla gelen Pazvantoğlu Osman Paşa’nın maiyetinde XVIII. asrın sonlarından 1807 yılına kadar hazinedâr olarak devlet memurluğu yapmıştır.

28 Ocak 1807’de Osman Paşa vefat edince, makam için en uygun kişi olarak Pazvantoğlu’nun adeta varisi ve halefi gibi görülen Molla İdris Ağa düşünülmüştür. Ancak kendisinin en güçlü aday olduğunu bilen Molla’nın bölge idarecileri üzerinde ivedilikle tahakküm kurmak istemesi, Vidin’de bir kargaşaya yol açmış ve ağalar arasında adeta bir güç gösterisi başlamıştır. Hali hazırda eli diğerlerinden daha kuvvetli olan Molla İdris, bu savaşı kazanmak için her yola başvurmuş kendisine bu konuda yardım etmesi için Napoleon’a dahi haber göndermiştir. En nihayetinde Molla İdris’in tüm çalışmaları olumlu sonuç vermiş ve Vidin Muhafızlığı vezaret rütbesi ile kendisine teslim edilmiştir.
Vidin Muhafızı İdris Paşa, vazife icra etmeye başladığı yıldan itibaren Osmanlı serhaddinde ordunun ihtiyacının karşılanmasından bölgenin düşman askerlerine karşı korunmasına kadar muhtelif sahalarda sorumluluk üstlenmiştir.
Özellikle Osmanlı-Rus savaşı sırasında, düşman kuvvetlerinin bozguna uğratılması, Rusların Tuna’yı geçmesi ve Sırplarla birleşmesini engelleme adına büyük gayret göstermiştir. Dahası tıpkı selefi Pazvantoğlu gibi Vidin şehrine ve Osman Paşa’nın kurduğu kütüphaneye hizmet etmiştir.
Osmanlı Devleti’nde İstanbul dışında inşa edilmiş ilk müstakil kütüphanelerden biri olarak kabul edilen Vidin Kütüphanesi, Pazvand aile fertlerinin bağışları da dahil olmak üzere şehirdeki birkaç kütüphane koleksiyonunun toplanmasıyla meydana gelmiştir. Nitekim İdris Paşa da göreve geldikten sonra kütüphanenin korunmasına hizmet ettiği gibi buraya çok kıymetli kitaplar bağışlayarak koleksiyonun genişlemesine katkıda bulunmuştur. Yazma Eserler Kurumu bünyesinde yürütülen çalışmalarda tespit edildiği üzere Paşa, kitaplara vakfiye yazdırmamış, sadece “Vakafe hâza’l-Kitâb İdris Paşa el-Muhâfız derûn-i Vidin” ibareli mührü bastırmıştır. Dahası “Bu kitabı Vidin’de muhafız İdris Paşa vakfetti” anlamına gelen bu mührün ekseriyetle zahriyeye değil de serlevhanın yer aldığı başlangıç sayfasına bastırıldığı tespit edilmiştir.


Osmanlı serhaddindeki en önemli yerlerden biri olan Vidin Kalesi’nde yıllarca hizmet etmiş olan İdris Paşa, başarılı bir yönetici profili çizse de bazı menfî hareketleri buna gölge düşürmüştür. Özellikle 1812 yılında civar şehirlere “emirsiz ve izinsiz” olarak adam göndererek halkın mağdur edilmesine sebebiyet verince başkente aleyhinde şikayetler yağmaya başlamıştır. Halka zulmün karşısında başkent harekete geçmiş, Vidin Muhafızının engellenmesi ve bölgede otoritenin sağlanması için İdris Paşa’nın görevden alınmasına karar verilmiştir. İdris Paşa ise bu karar karşısında Vidin’den çıkmayı reddederek kendini iç kaleye kapatmıştır. Vidin’in sabık muhafızı bu hareketi ile devlete karşı asi durumuna düşse de başkente gönderdiği yazılarla tam tersini ispatlamaya çalışmıştır. Öyle ki hileye kurban gittiğini işaret eden İdris Paşa, isyanın aklından bile geçmediğini, devletin “azad kabul etmez” bir kölesi olduğunu beyanla eğer izin verilirse Vidin’den çıkıp İstanbul’un bir köşesinde oturacağını dahi söylemiştir. Dahası iyi niyetinin bir nişanesi olarak evladı ve kaynını İstanbul’a göndermiştir. Nihayetinde çabaları olumlu sonuç veren İdris Paşa’nın affedilerek İstanbul’da ikamet etmesine izin verildiğine dair Sultan II. Mahmud tarafından ferman çıkarılmıştır.
İdris Paşa yıllarca hizmet ettiği Vidin’den böylelikle çıkarken, vakfettiği kitapların akıbeti de bir nevi aynı olacaktır. Öyle ki yapılan bağışlarla büyük bir koleksiyona sahip olan Vidin Kütüphanesi, 93 Harbi’nin sonuçlarından ziyadesiyle etkilenmiştir. Zira savaşın nihayetinde Bulgaristan’ın Rus hakimiyetine girmesi ile bölge Müslümanları ve İslam eserlerine karşı büyük bir zulüm başlamıştır. İşte bu menfi hareketten Vidin’deki tüm kütüphaneler de etkilenmiştir ki özellikle buralardan yağmalanan kitapların sayfaları bakkal dükkanlarında kahve ve şeker külahı olarak kullanılmıştır. Şehirdeki halden İdris Paşa’nın kitaplarının bulunduğu Pazvantoğlu Kütüphanesi de etkilenmiştir. Vidin’de yaşanan bu durum halkın üzerinde üzücü bir etki bırakırken, kitapların tamamen telef olmadan buradan çıkarılıp İstanbul’a gönderilmesi konusunda da başkente yazılar yazılmıştır.
Osmanlı Devleti ise Vidin’den gelen haberlere kayıtsız kalmamış, 1879’dan 1887’ye kadar bu konuda defalarca girişimde bulunmuştur. En nihayetinde halkın erişmesine ve istifade etmesine izin verilmeyen kitapların İstanbul’a getirilmesi için Ağustos 1887’de bir kez daha teşebbüste bulunulmuştur. Süreç için de Vidin muhacirlerinden Bürokrat Mahmud Nedim Efendi görevlendirilmiştir. Yapılan girişim bu sefer karşılık bulmuş ve Aralık 1887’de kitapların önce Sofya’ya taşınması ve burada incelendikten sonra özellikle dini içerikli olanların Osmanlı Devleti’ne teslim edilmesi yönünde Bulgar Bakanlar Kurulu’ndan karar çıkmıştır. Alınan karar doğrultusunda Müslüman ahalinin isteği ile dini içerikli otuz kitap iyi korunma şartıyla Vidin’de bırakılırken, geri kalanı aralık ayının sonunda Sofya’ya taşınmıştır. Vidin’den Sofya’ya taşınan 2.664 kitap Mahmud Nedim Bey’in de yer aldığı bir komisyonda incelemeye tabi tutulmuş ve 2.009’u İstanbul’a gönderilmek üzere ayrılmıştır. Osmanlı Devleti’ne teslim edilmek için burada Mahmud Nedim Bey’e zimmetlenen bu kitaplar İstanbul’a getirilerek 18 Şubat 1888’de Beyazıt Umumî Kütüphanesi’ne konulmuştur. Böylelikle İdris Paşa’nın da kitaplarının birazı Sofya’da kalmışsa da büyük çoğunluğu İstanbul’a gelmiştir.
Not: Bu metin V. Uluslararası Balkan Çalışmaları Kongresi’nde sunulmuştur.
Kaynakça
Altay, A. (2020) “Pazvantoğlu Osman ve Vidin’de Kurduğu Kütüphane”, Bilgi Yönetimi, (III/2), 185-199.
BOA. AE.SSLM.III, 375/21401, S.Ş.1216 (4 Ocak 1802); 403/23220, 2.Ra.1218 (22 Haziran 1803).
BOA. C.AS, 466/19463, 29.Ra.1227 (12 Nisan 1812); C.AS, 478/19946, 23.N.1227 (4 Ekim 1812); 490/20445, 29.B.1224 (9 Eylül 1809); 605/25534, 5.Ş.1224 (15 Eylül 1809).
BOA. C.DH, 58/2857, 9.B.1227 (19 Temmuz 1812).
BOA. HAT, 497/2441, 16.Za.1227 (11 Kasım 1812); HAT, 1010/42402A, 7.S.1225 (14 Mart 1810); HAT, 1010/42418A, 7.Ca.1225 (10 Haziran 1810); 1226/47890A, 15.S.1228 (17 Şubat 1813); 1498/1, 4.M.1222 (14 Mart 1807).
BOA. TS.MA.e, 895/3, 29.R.1228 (1 Mayıs 1813).
Kenderova, S. (2024). БИБЛИОТЕКАТА НА ОСМАН ПАЗВАНТОГЛУ ВЪВ ВИДИН. КАТАЛОГЪТ НА БИБЛИОТЕКАТА (1837-1887) / The Library of ‘Osman Pazvatoğlu in Vidin: The ctalogue of the library (1837-1887), Sofya: Universitetsko izdatelstvo “Sv. Kliment Okhridski”.
Kiel, M. (1980). “The Date of Construction of the Library of Osman Pasvantoglu in Vidin”, Etudes Balkaniques, (3), 116-119.
Stajnova, M. (1979). “Ottoman Libraries in Vidin”, Etudes Balkaniques, (2), 54-69.