Büyük ve iddialı heykellerle süslenmiş Üsküp sokaklarında dolaşırken bir isim kulağınıza çalınmayabilir ama şehrin ruhuna dikkat kesilirseniz birçok maneviyat sahibi gibi onu da hissedersiniz: Şeyh Lütfullah Üskübî.
Bugün unutulmuş bir türbenin, tahrip edilmiş bir sandukanın, eski vakfiyelerin ve dağınık tezkirelerin ardında kalmış bu zatın hikâyesi, aslında Rumeli’nin İslamlaşma serüveninin en incelikli örneklerinden biridir. Bu yazı, hem bir şairin hem bir mürşidin hem de bir kolonizatör Türk dervişinin peşine düşen bir yolculuk.
Bir Şairin Gizemli Mahlası: Üsküplü Atâ
Klasik Osmanlı tezkireleri bir Üsküplü Nakşibendî şairden söz eder: Üsküplü Atâ.
Âşık Çelebi, Beyanî, Hasan Çelebi ve Latîfî, eserlerinde ondan bahseder; ancak ortak bir tuhaflık vardır:
Kimse şairin gerçek adını bilmez.
İsmail Hakkı Aksoyak (2017), Atâ’nın mahlasının “ata (baba)” anlamında değil, Arapça ʿatâ’ yani “bağış, ihsan” anlamında yazıldığını tespit etmiştir. Dahası, Atâ’nın şiirlerinde Bahâeddin Nakşibend, Abdullah-ı İlâhî ve Emir Ahmed Buharî gibi Nakşibendî büyüklerine yaptığı yoğun göndermeler dikkat çekicidir. Anadolu’ya Nakşibendî ekolünü taşıyan Abdullah-ı İlahî’nin halifeleri incelendiğinde ise bir isim dikkat çekmektedir:
Şeyh Lütfullah Üskübî.
Algar’ın (2019, s. 34) da belirttiği gibi, Abdullah-ı İlâhî’nin öğrencileri içinde “Üsküplü” olan tek kişi odur.
Bir Dervişin Uyanışı: Zeyrek’te Molla İlâhî ile Karşılaşma
Hikâye, İstanbul’un çok katmanlı manevî haritasında başlar.
Zeyrek Camii’nin metruk keşiş hücrelerinde inzivaya çekilmiş olan Abdullah-ı İlâhî, dönemin en ilgi gören sufilerindendir. Zaviye olarak kullandığı Zeyrek Camii dolup taşarken bir gün ziyaretçilerin arasında henüz bir medrese öğrencisi olan genç Lütfullah Efendi bulunmaktadır. Gerisini Hoca Sâdeddin Efendi (1979) şöyle yazar:
“Beğenilen ve sevilen, müderrisliğe layık görülen bir danişmend iken tasavvuf sevgisi gönlünü kaplayınca ol taifeyle ahbablığa girişmişti. Şeyh İlâhî hazretleri ol tarihlerde Zeyrek Camii’nde bulunuyordu. Lütfullah onun güzel yaradılışını, temiz anılarını işidicek sözü edilen camiye varıp bir köşesine oturdu. Şeyhi sınamayı gönlünden geçirdi. O anda kıble yönünden bir el ortaya çıkıp onu önündeki boşluğa çekti. Bu olay üç kez yinelendi. Lütfullah, bu elin sahibini üçüncü seferde bile görmek mümkün olmadı der. Bu sırada öğle namazını kılmak vakti geldi. Şeyh hazretleri çıkıp cemaat ile namazı edâ etti. Namazdan sonra varıp ellerini öptüm. Anladım ki ol beni çeken eldir. Elini öperken dedi ki, ne acep muhkem imtihan ettin. Bir kere imtihan ettin. Bir kere imtihan yetmez miydi? Ben özür diledim ve hizmetinde bulunmayı istediğimi söyledim. Zordur diyerek ürkütmek istedi. Yalvar yakar oldum. Buyurdu, şu testi ile su taşımayı becerebilir misin? Ben de hemen o anda eğnimde olan binişi çıkarıp testiyi doldurarak zaviyeye götürdüm. Şeyh hazretleri bu işteki içten çabamı görüp beni eğitim halkasına aldı.” (Hoca Sâdeddin Efendi, 1979, 274).
Böylece tarikat yoluna giren genç Lütfullah Efendi merhaleler aşar ve Evliya Çelebi’ye göre Üsküp’ün ilk manevi durağı olur.
Horasan’dan Üsküp’e Uzanmış Bir Soy
Aslında Şeyh Lütfullah Efendi’nin kökleri yalnızca Üsküp’e değil, çok daha doğuya, Türkistan’a kadar uzanır.
Âşık Çelebi (2018), ceddinin “Acem diyarından” geldiğini ve soyunun Ahmed Yesevî Hazretleri’nin nesline bağlandığını aktarır. Bu bağ ise Lütfullah Efendi’yi Rumeli’ye yerleşen kolonizatör Türk dervişleri geleneğinin tam kalbine oturtur.
“Sen Yesev’den Şeyh Ahmed pûrısın
Maʿnî yüzinden o şemsün nûrısın
Sûretâ hâk-i reh-i Üsküb’sin
Maʿdinîsin sen zer-i Üskübsin”
(Aksoyak, 2017, 52)
Şeyh Lütfullah Efendi’nin babası Haraççı Kara Mehmed Bey, İstanbul’un fethine katılmış, İstanbul’un ilk Türk mahallelerinden Üsküplü Mahallesi’ni kurarak günümüz Cibali’sinde Üsküplü Mescidi’ni yaptırmıştır. “Haraççı” yani Sultan adına vergi toplamakla görevli Kara Mehmed Bey, Doğu Makedonya bölgelerinde vergi topladığı gibi Köstendil’de vakıflar kurmuş hatta Fatih Sultan Mehmed adına Köstendil’de bir cami yaptırmış olan nüfuzlu bir Osmanlı beyidir (Süreya, 1996; Sezer 2017).
Bu aile mirası, Şeyh Lütfullah Efendi’nin hem İstanbul’daki tasavvufi çevrede hem de Üsküp’teki ulema arasında saygınlık kazanmasını doğal kılar. Evliya Çelebi (2010), II. Bayezid’in bile onun sohbetlerine katıldığını kaydedip Şeyh Lütfullah Efendi’den “II. Bayezid’in Şeyhi” diye bahseder.
“İslambol”u İlk Yazan Derviş
Şeyh Lütfullah’ın en sürpriz katkılarından biri, Tuhfetü’l-Uşşâk adlı mesnevisinde karşımıza çıkar. 1453’ten yarım asır sonra kaleme alınan bu eserde şöyle bir beyit geçer:
“Yiridür ol serverün İslâmbol
Marifet çog anda vü İslâm bol”
(Aksoyak, 2017, s. 32)
Bu ifade, İstanbul’un “İslambol” olarak adlandırılmasının bilinen en erken örneklerinden biridir.
Tarihin sessiz bir köşesinde bir Üsküplü derviş, şehrin yeni adını şiire dökmüştür.
Üsküp’te Bir Manevi Mimar
İstanbul’daki eğitim ve irşad döneminin ardından Şeyh Lütfullah, Yahya Paşa’nın ricası üzerine memleketi Üsküp’e döner. Burada Yahya Paşa’nın yaptırdığı camide vaaz ve nasihat vermeye başlar (Salih Asım, 2019). Ayrıca Fatih medresesinde eğitim almış bir alim olarak İshak Bey Medresesi’nde müderrislik görevinde de bulunur. (İnbaşı & Kul, 2018). Fakat asıl dikkat çekici olan, Üskübî’nin uç kültürü içindeki faaliyetleridir.

Halil İnalcık’ın (2022) ifadesiyle Rumeli’nin uç bölgeleri —savaş, hareketlilik, çok kültürlülük ve mistik atmosferin iç içe geçtiği yerlerdir— ve bu durum, dervişlerin toplumsal dönüşümde özel bir rol oynamasını sağlamıştır. Şeyh Lütfullah Efendi ile beraber İshakiye Medresesi’nde görev yapan Taşköprülüzâde (2019), Şeyh Lütfullah Efendi’nin Üsküp Kalesi’nde yaptırdığı zaviyeden bahseder. Buraya çekilen Lütfullah Efendi’nin zühdü ve ibadetinden etkilenen birçok gayrimüslim çobanın Müslüman olduğunu ise eserinde yazmıştır.
Taşköprülüzade’nin anlattığı bu olay, aslında Ömer Lütfi Barkan’ın “kolonizatör Türk dervişleri” kavramının yaşayan bir örneğini tarif etmektedir.
Kalenin Üstündeki Tekke ve Yüzyıllar Boyu Süren Miras
Şeyh Lütfullah Efendi’nin Üsküp Kalesi’nin üzerindeki tepede kurduğu tekke, vakfiyelerde “Üsküp Kal’ası Zaviyesi”, “Şeyh Lütfullah Tekkesi” veya “İlahî Simaviyye” olarak geçer (Ayverdi, 1981). Vefatından sonra Şeyh Lütfullah Efendi, günümüz Yahya Paşa Camii’nin haziresi olarak kalmış “Bademlik” mezarlığına defnedilirken, oğlu Şeyh Atâullah Efendi tekke yıkılana kadar Üsküp’teki Nakşibendî geleneğini devam ettirir.
Şeyh Lütfullah Efendi’nin Yahya Paşa Camii’ndeki türbesi ise yüzyıllarca bir ziyaretgâh olarak ayakta kalır. Hatta, 1909 tarihli vakfiyede, her cuma ve kandil gecesi türbesinde kandil yakılması şart koşulur (VGMA, 1319/1901).

Fakat, ne yazık ki Bulgar işgali sırasında türbenin sandukası tahrip edilir. Türbenin bulunduğu Bademlik Mezarlığı kaldırılıp cadde geçirilirken türbe ise kalır. Fakat, 1963 depremi sonrası büyük ölçüde yıpranır.
Bugün türbenin harabe hâli, geçmişin sessiz bir hatırlatıcısıdır.
Son Söz: Sessiz Bir Mirasın İzinde
Şeyh Lütfullah Üskübî, Rumeli tarihinde hem bir kolonizatör derviş hem şair hem hoca hem de bir şehir dokusunun manevi mimarı olarak yer alır. Onun hikâyesi, Üsküp’ün, İstanbul’un ve Rumeli’nin dönüşüm hikâyesidir.
Ve bugün türbesi yıkılmış olsa da, bıraktığı iz satırların arasından hâlâ görünmektedir.
Not: Bu metin V. Uluslararası Balkan Çalışmaları Kongresi’nde sunulmuştur.
Kaynakça
Aksoyak, İ. H. (2017). Ahmet Yesevî’nin Rumelili Bir Takipçisi Üsküplü Atâ – Tuhfetü’l-Uşşâk. Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları.
Algar, H. (2019). Nakşibendîlik. İnsan Yayınları.
Âşık Çelebi. (2018). Meşâirü’ş-şuarâ (Haz. F. Kılıç). Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
Ayverdi, E. H. (1981). Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri: Yugoslavya (Cilt III). İstanbul Fetih Cemiyeti.
Evliya Çelebi. (2010). Seyahatnâme, 5. Kitap 2. Cilt (Haz. S. A. Kahraman). Yapı Kredi Yayınları.
Hoca Sâdeddin Efendi. (1979). Tâcü’t-Tevârîh (Cilt V). Kültür Bakanlığı.
İnalcık, H. (2022). Osmanlılar: Fütuhat, İmparatorluk, Avrupa ile İlişkiler. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
İnbaşı, M., & Kul, E. (2018). Balkanlarda Bir Türk Şehri: Üsküp. Türk Tarih Kurumu.
Salih Asım. (2019). Üsküp Civar ve Tarihi (Çev. S. Baki). Divan Yayınları.
Sezer, M. (2017). “XVI. yüzyılda Köstendil Ilıcası’nda Haraççı Kara Mehmed vakıfları.” Cappadocia Journal of History and Social Sciences, 8.
Süreya, M. (1996). Sicil-i Osmânî. Tarih Vakfı–Yurt Yayınları.
Taşköprülüzâde, A. E. (2019). Eş-Şakâ’iku’n-Nu’mâniyye (Haz. M. Hekimoğlu). Türkiye Yazma Eserler Kurumu.
VGMA. (1901/1319). Hacı Hüseyin Bey bin Süleyman Bey bin Yusuf Bey ve Biraderleri Vakfı, 990-48.