Ohri, geçmişten günümüze “en güzel ve en özel” şehirlerden biri olma vasfını daima muhafaza etmiş; her dönemde dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştır. Coğrafî konumu ve bereketli toprakları, şehrin tarih boyunca önemini pekiştiren başlıca unsurlar olmuştur.
Roma, Bizans ve Sırp hâkimiyetlerinin ardından Ohri, Fatih Sultan Mehmed devrinde Osmanlı topraklarına dâhil edilerek bir sancak merkezi olarak teşkilatlandırılmıştır. Bu konumuyla şehir, özellikle Arnavutluk istikametinde düzenlenen akınlarda önemli bir askerî üs işlevi görmüş hem stratejik hem de idarî bir merkez niteliği kazanmıştır[1].
XVI. yüzyıldan itibaren Ohri’de belirgin bir şehirleşme süreci gözlemlenir. Vakıflar eliyle şekillenen bu süreç, şehre özgü bir Müslüman-Türk kimliğinin oluşmasını sağlamıştır. Cami, medrese, han ve hamam gibi yapılarla donatılan şehir, kısa sürede klasik Osmanlı şehir dokusunun seçkin örneklerinden biri hâline gelmiştir. Bu dönemde Ohri’nin gelişiminde, bölgenin yerli aristokrat unsurlarından olan Ohri-zadelerin katkıları dikkat çekmektedir. Söz konusu aile, imar faaliyetleriyle şehrin fizikî ve kültürel kimliğine yön vermiş; böylelikle 17. yüzyılda Evliya Çelebi’nin seyahatnâmesinde övgüyle andığı gelişmiş bir şehir portresi ortaya çıkmıştır.[2]
XVIII. yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı Devleti açısından Balkanlar, sarsılan otoritenin ve yeni denge arayışlarının sahnesi hâline gelmiştir. Merkezî idare ile taşra arasındaki denge bozulmuş; taşradaki güç ilişkileri köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Güçlenen ayan aileleri, bölgesel hâkimiyet uğruna zaman zaman kanlı mücadelelere girişmiş; bu mücadeleler, yalnızca siyasî değil, toplumsal yapıyı da derinden etkilemiştir.
Söz konusu dönemde Osmanlı idaresi, yalnızca uzak vilayetlerdeki çözülmeyle değil, aynı zamanda paşalar arasındaki rekabet ve iktidar çekişmeleriyle de mücadele etmek durumunda kalmıştır. Bu çekişmelerin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri bugünkü Kuzey Arnavutluk topraklarını kapsamakta olup, Ohri de bu siyasî gerilimlerin merkezinde yer almıştır[3].
Bu bağlamda Ohri, Osmanlı taşra düzeninde yalnızca coğrafî bir merkez değil, aynı zamanda güç arayışlarının, rekabetin ve siyasal meydan okumaların kesişim noktasıydı. Etnik çeşitliliği, stratejik konumu ve tarih boyunca taşıdığı idarî önem, onu paşaların nüfuz mücadelesinin sahnesine dönüştürmüştü. Kısacası Ohri devam eden süreçte taşrada otoritenin hem ilan edildiği hem de sorgulandığı dikkat çekici merkezlerden biri olmuştur.
Bölgedeki bu ‘meydan okuma’ geleneğinin öncüsü hiç şüphesiz Tepedelenli Ali Paşa’ydı. Yarı feodal bir düzen kurma arzusunu, önce Avlonya Mutasarrıfı İbrahim Paşa’ya karşı giriştiği mücadeleyle göstermiş, ardından Buşatlı ailesiyle süren çatışmalarla devam etmiştir.
Osmanlı yönetimi de Tepedelenli Ali Paşa’nın artan nüfuzunu dengelemek amacıyla, Ohri Sancağı mutasarrıflığını oğlu Muhtar Paşa’dan alarak[4] rakibi İbrahim Paşa’ya vermişti. Buna şiddetle karşı çıkan Tepedelenli, çözüm olarak damadı Celâleddin Bey’in Ohri Mütesellimi olarak atanmasını talep etmiş ve bu talep, Celâleddin Bey’in tarih sahnesine çıkışını belirleyen dönüm noktasını teşkil etmiştir.
Celâleddin Bey, Ohri ayanlarından Arnavut asıllı Ahmet Paşa’nın oğludur[5]. Babası, uzun yıllar Osmanlı hizmetinde bulunmuş kapıcibaşılık, devlet nezdinde ve taşrada önemli bir nüfuz kazanmıştır. Vezirlik payesiyle onurlandırılan Ahmet Paşa’nın oğulları: Mustafa, Mahmud, Ali ve Mehmed Paşalar[6] da farklı mevkilerde devlet hizmetinde bulunmuşlardır.
Ohri Sancağı’ndaki mütesellimlik meselesi devletin gündemindeyken Celâleddin Bey, o sırada Muhtar Paşa’nın maiyetinde görev yapmaktadır[7]. Ancak sancak yönetiminin İbrahim Paşa’ya verilmesi kararlaştırılınca[8], Tepedelenli Ali Paşa bu karara fiilen direnir. Damadına hil‘at giydirerek Berat’ta törenle mütesellim ilân eder ve mevcut hükmü geçersiz sayar. Böylelikle Celâleddin Bey, meşruiyeti tartışmalı bir biçimde, 1802 yılında Ohri Mütesellimi olur.
Ne var ki, Tepedelenli’nin himayesiyle yükselen Celâleddin Bey, kısa sürede kendi siyasal çizgisini belirlemiş ve bağımsız bir tavır sergilemiştir. 1805’te Ali Paşa’nın Debre seferi çağrısına uymamış, hatta Tepedelenli Ali Paşa’dan kaçan kişileri himaye etmiştir[9]. Bu tutum, artık kendi iktidar alanını kurmakta kararlı olduğunun ilk işaretiydi. 1808’de Ohri’de Ali Paşa’ya ait sarayı yıktırarak yerine kendi sarayını inşa etmesi ise bu bağımsızlığın açık bir sembolü olmuştur[10]. Ardından, Tepedelenlilerin ezelî rakibi olan Buşatlı ailesine yaklaşarak İşkodralı Mustafa Paşa’nın safında yer almış ve böylece tüm bağları koparmıştır.
Bu dönemde bölgedeki istikrarsızlıklar, yerel güç çekişmeleri ve merkezî otoritenin zayıflığı ne “Mora İsyanı” gibi büyük sarsıntıların zeminini hazırlamıştır. İsyanın ardından Osmanlı yönetimi, paşaların tereddütlü ve tutarsız tutumları karşısında Rumeli’de daha disiplinli bir siyaset izleme mecburiyetine düşmüş; bunun sonucu olarak da Nizamiye birliklerini teşkil etmeye yönelmiştir.
Ancak merkezî otoritenin bu yeni düzen girişimi, taşradaki yerleşik güç dengelerini doğrudan sarsmıştır. Bu düzene en sert tepkiyi ise İşkodralı Mustafa Paşa vermiştir. Bu tepkiye karşılık devlet, onun uhdesindeki Ohri, Elbasan ve Dukakin sancaklarını geri alınca Mustafa Paşa bu kararı tanımayarak büyük bir isyan başlatmıştır. Celâleddin Bey de hem ailevi bağı (Mustafa Paşa’nın dayısı olması) hem de siyasal tercihi sebebiyle bu isyana katılmış, Mustafa Paşa’nın en yakın danışmanı ve destekçisi olmuştur[11].
İsyanı bastırmakla görevlendirilen Sadrazam Reşid Mehmed Paşa, geniş yetkilerle bölgeye gönderilmiş ve Ohri’nin idaresini bizzat üzerine almıştır. Şehre vardığında ilk icraatı, Celâleddin Bey’in iç kalede yer alan sarayını basmak olmuştur. Ancak baskından önceden haberdar olan Celâleddin Bey, maiyetiyle birlikte gizlice şehirden ayrılmış; Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya sığınmak üzere Mısır’a kaçmıştır. Geride ise yalnızca birkaç sadık adamı ve meşhur Rum cariyesi Taşulla kalmış, harem halkı dış kaleye nakledilmiştir.
Bu olayların ardından İşkodralı Mustafa Paşa, kendisine yapılan “isyancı” muamelesini haksızlık olarak göstermeye çalışsa da arşiv belgeleri bu iddiayı açıkça çürütmektedir. Belgeler, onun isyan öncesinde Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile irtibat kurduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, her ne kadar Mehmed Ali Paşa görünürde Osmanlı’ya bağlılığını bildirmiş ve isyana karşı destek sözü vermiş olsa da Celâleddin Bey’in yanında ele geçirilen belgeler, bu ilişkinin gerçekte iş birliği niteliğinde olduğunu ortaya koymuştur[12].
Devlet, Celâleddin Bey’i açıkça “hâin” ilan ederek Mısır’dan çıkarılmasını emretmiş; ancak Mehmed Ali Paşa bu emre kayıtsız kalmıştır. Nihayetinde, isyanın bastırılmasının ardından, Celâleddin Bey’in tüm mal varlığına el konulmuş; kendisi Devlet-i Aliyye’ye ihanetle suçlanarak Mısır’da, 1832 yılında hayatını kaybetmiştir[13].
Bölgeye ait yerel kaynaklar, Celâleddin Bey’in Ohri’de yöneticilik yaptığı dönemde nispeten adil ve müreffeh bir idare kurduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte, aynı dönem kayıtlarında halka yönelik baskı ve zorbalıklara da değinilmektedir. Maiyetinde çok sayıda gayrimüslim bulundurması, manastır ve kiliselere bağışta bulunması, Hristiyanlara silah taşıma hakkı tanıması, onun yerel halk nezdinde hoşgörülü ve adil bir yönetici olarak anılmasını sağlamıştır. Özellikle Rum cariyesi Taşulla’ya duyduğu derin bağlılık, halk arasında bir aşk efsanesi hâlinde dilden dile aktarılmış; bu yönüyle Celâleddin Bey, tarihî bir figürden ziyade, duygusal bir hikâyenin kahramanına dönüşmüştür[14].
Ancak, Mora İsyanı’na karşı takındığı belirsiz tutum, isyana doğrudan destek vermemekle birlikte bazı isyancılara yakın davranması, hatta Rum ordusunda savaşmış kırk kişilik bir birliği maiyetine katması, onun siyasal ve ahlâkî çizgisini tartışmalı hâle getirmiştir.
Nitekim, iktidarının sona ermesi Ohri halkı arasında memnuniyetle karşılanmış, dönemin belgelerinde şehrin din adamları, şeyhleri ve müderrisleri tarafından merkeze gönderilen yazılı beyanlarda bu memnuniyet açıkça ifade edilmiştir[15].
Sonuç itibarıyla Celâleddin Bey, Osmanlı Rumelisi’nin 19. yüzyıldaki çalkantılı taşra düzeninin en dikkate değer simalarından biridir. Siyasî kariyeri Tepedelenli Ali Paşa’nın himayesinde başlamış, İşkodralı Mustafa Paşa ile yeni bir safhaya evrilmiş, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile nihayete ermiştir.
Bu itibarla Celâleddin Bey’in iktidar serüveni; sadece bireysel bir iktidar mücadelesi değil aynı zamanda Osmanlı taşrasının çözülme sürecine, güç dengelerinin değişimine ve çok kimlikli Balkan toplumsal yapısının kırılganlığına bir örnek olmanın yanı sıra Rumeli’deki taşra düzeninin mikro bir modeli olarak okunabilir.
Not: Bu metin 5. Uluslararası Balkan Çalışmaları Kongresi’nde sunulmuştur.
[1] Aruçi, Muhammed, “Ohri”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi DİA, c. 33, İstanbul 2007, s. 330.
[2] Evliya Çelebi b. Derviş Mehmed Zılli, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi; Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdat 308 Numaralı Yazmanın Transkirpsiyonu-Dizini, Haz. Seyyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, Zekeriya Kurşun, İbrahim Sezgin, YKY, İstanbul 2011, c.8, s. 328.
[3] Hamiyet Sezer Feyzioğlu, “19. Yüzyıl Başlarında Arnavutluk’ta İktidar Mücadelesi”, Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 23, sayı 36, Ankara 2004. S. 103-105
[4] BOA, C. AS. 851/36386, 1215/1801.
[5] Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmânî, haz. Nuri Akbayar, eski yazıdan aktaran Seyit Ali Kahraman, c. 1, İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Ankara 1996, s.199.
[6] BOA, AE.SMST.III, 332/26789,1186/1772; BOA, C.ML, 680/27937, 1203/1788.
[7] Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet (Tertib-i Cedid) Zeyl ve İlaveleriyle Tam Metin Transkripsiyon, Hazırlayan: Sadık Emre Karakuş, Murat Babauçoğlu, TOBB, 2017 Ankara, kitap 2. s. 1764.
[8] BOA, C. DH, 133/6605, 1215/1801.
[9] Branislav Nušić, kraj obala ohridsko jezera Beleške iz 1892 godina/ Бранислав Р. Нушић Крај Обала Охридскога Језера Белешке Из 1892 Године, Београд Државна Штампарија Краљевине Србијe 1894.s.172
[10] https://www.balturk.org.tr/tarihte-ohri-ve-onemli-sahsiyetler/
[11] BOA, HAT,416/21529, 1247/1831; BOA, HAT, 1031/42867, 1245/1830 belge içerisinde 1819 yılıyla ilgili bilgi içermektedir.
[12] BOA, HAT, 357/2000, 1247/1832.
[13] BOA, HAT, 908/39768, 1247/1832.
[14] Celaleddin Bey’in cariyesi Taşula’ya dair detaylı bilgiler, Branislav Nušić, kraj obala ohridsko jezera Beleške iz 1894 godina s.179-182 arasında yer almaktadır.
[15] BOA, HAT, 406/21186, 1246/1831; BOA, HAT, 406/21186, 1246/1831; BOA, HAT, 406/21186, 1246/1831.