Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıl içerisinde yaşadığı idari, içtimai ve iktisadi değişimler, yabancı devletlere verilen imtiyazlar ve tüm bunların beraberinde getirdiği hoşnutsuzluklar, birtakım muhalif cereyanlara sebebiyet vermiştir. Özellikle Islahat Fermanı’nın ilanını takip eden süreçte yaşanan siyasi ve sosyal memnuniyetsizlikler, 93 Harbi (1877-1878) ile ayyuka çıkmıştır. Mevcut siyasi sisteme ve sistemin yürütücüsü olan nazırlara karşı başlatılan muhalefet, ilk olarak Yeni Osmanlılar hareketi ile vücut bulmuş, bu hareketi destekleyen dönemin ünlü devlet adamı Midhat Paşa ve beraberindeki ricalin de desteğiyle Meşrutiyet’in ilanı (1876) mümkün olmuştur. Ancak muhalefet hareketinin zaferi kısa sürmüş, 2. Abdülhamid’in siyasi manevraları ile Meşrutiyet, 1908 yılında yeniden yürürlüğe girinceye dek askıya alınmıştır. Bu durumu kabullenmeyen çevreler muhalefet hareketini devam ettirmiştir. Nitekim 1889 yılında İttihâd ve Terakkî Cemiyeti (İTC) kurulmuştur. İTC, Sultan’a ve mevcut idareye karşı basın-yayın ve propaganda yolu ile mücadele etmeye çalışsa da başarılı olamamış, kısa süre içerisinde Cemiyet üyeleri tespit edilmiş, üyelerin bir kısmı yakalanarak sürgüne gönderilmiş veya hapis cezasına çarptırılmış, bir kısmı ise yurtdışına kaçmıştır. Hükûmete karşı mücadelesini Paris, Kahire, Cenevre ve Londra gibi yerlerde sürdüren İTC üyeleri, Cemiyet içerisinde görüş ayrılıkları yaşanması dolayısıyla beraber hareket edememiş ve zamanla etkisini yitirerek dönüşüme uğramıştır.

Osmanlı İttihâd ve Terakkî Cemiyeti
Makedonya Sorunu
20. yüzyıla girildiğinde Osmanlı Devleti için bir “Makedonya Sorunu” vardır. Makedonya, o tarihlerde Vilayet-i Selâse olarak adlandırılmakta; Selanik, Manastır ve Kosova gibi geniş bir sahayı kapsamaktadır. Bölge birçok ayrı sebeple kaynamaktadır ve subaylar başta olmak üzere bölgedeki Müslüman Türk nüfusu, yaşananlar karşısında daha fazla kayıtsız kalamamıştır[1]. Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyıldan itibaren tedricen gücünü kaybetmesi; Fransız İhtilali’nin beraberinde getirdiği milliyetçilik düşüncesi; Çarlık Rusya’sının bölge üzerindeki emelleri; Bulgaristan’ın genişleme politikası; Avrupa ülkelerinin kazandığı imtiyazlar neticesinde bölge siyasetine müdahil olması, etnik, dini ve mezhepsel olarak bölgenin heterojen yapısı, Makedonya Sorunu’nu oluşturan temel parametrelerdir.
Makedonya’da Müslüman ve gayrimüslim unsurların nüfusu takriben yarı yarıyadır. Gayrimüslim unsurlar arasında çoğunluk ise Bulgarlarındır. 93 Harbi sonrasında yaşanan gelişmeler neticesinde kendisinde genişleme motivasyonu bulan Bulgarlar, 1897 yılından itibaren Büyük Bulgaristan’ı inşa etmek için Makedonya bölgesinde tedhiş faaliyetlerine başlamıştır[2]. Bölgedeki azınlıklar üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen Bulgar çeteciler, sistematik olarak propaganda ve silahlı mücadele içerisine girmiştir[3]. Sırp ve Rum azınlıklar da Bulgar saldırılarına karşı mücadeleye soyununca Osmanlı Devleti Makedonya’daki asayişi sağlamakta iyice zorlanmaya başlamıştır.[4] Bulgar, Sırp ve Rum azınlıkların kendi aralarındaki mücadele, 1903 yılında Osmanlı ve azınlıklar sorunu olarak lanse edilmeye başlanacak, Osmanlılar bölgede asayişi sağlayamayan bir devlet olarak Avrupalı devletler karşısında zor duruma düşürülecek ve Makedonya’ya Hıristiyan bir vali atanması gündeme gelecektir. Nitekim tedhiş faaliyetlerinin Müslümanlara yönelmesi ve şehirlerin tahrip edilmesi Müslüman halk ve subaylarında örgütlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Aydemir, mevcut konjonktürü şu şekilde özetlemektedir: “Makedonya mücadelelerini iki safhaya ayırmak lazımdır. Birinci safha, ilk Makedonya komitelerinin teşkilatlandığı 1890’dan 1903’e kadar sürer. Bu safhada Osmanlı subayı, sadece bir emir kuludur. Şuursuzdur. Fakat bir de 1903 İhtilali ile başlayan devre var. Bu devre, 1908’de Genç Türkler İhtilaline kadar sürer. İşte bu arada Osmanlı subayı, yeni fikirlerle silahlanır. Gizli teşkilatını kurar. O da komiteleşir. Artık hem Makedonya komitecilerine, hem kendi padişahına karşıdır”.[5]
Makedonya’nın muhtelif yerlerinde artarak devam eden isyanlar ve çatışmalar, Avrupalı devletlerin bölgeye müdahil olmasının önünü açmış ve 1903 yılında Viyana Islahatı ve Mürzsteg Islahat Programı yürürlüğe girmiştir. Bunun neticesinde Üsküp’e Avusturya, Drama’ya İngiltere, Selanik’e Rusya ve Manastır’a İtalyan güçleri sokulmuştur.[6] Bu durum, Müslüman halk ve subaylar üzerinde derin bir ümitsizlik oluşturmuştur. Zira bu programlar Hıristiyanları müdafaa ederken Müslümanları ikinci plana atmış; Avrupalı kolluk kuvvetlerinin bölgede asayişi sağlama misyonu, Osmanlı subayları arasında ciddi gerilime yol açmış; bu gidişle Makedonya’nın özerk hale gelebileceği endişesi sesli olarak dile getirilmeye başlanmıştır. Böylelikle Osmanlı Devleti’nin kendilerini azınlıklara karşı yeterince koruyamadığı düşüncesi, Müslümanların da gayrinizamî harp metotlarına başvurmasına zemin hazırlamıştır.
Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Kuruluşu ve Makedonya’da Şubeleşmesi
İstanbul’dan beklediği desteği göremeyen subaylar ve Müslüman yerel halk, Makedonya’da kendilerini müdafaa etmek ve bölgenin özerkleşmesine karşı durmak amacıyla örgütlenmeye başlamıştır. Ufak gruplar halinde örgütlenen Müslüman Türk ve Arnavut unsurlar, azınlıklara karşı giriştiği mücadelede gerilla harbi olarak da literatüre geçen yöntemi uygulamıştır. Yerel halkı örgütleme konusunda inisiyatif alan subayların girişimleri netice vermiş, Osmanlı subayları ile halk arasında sıkı bir ilişki ağı oluşmuştur. Nitekim oluşan bu sıkı ilişki, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurulduğunda sivil halkın Cemiyet’e katılmasında etkili olmuştur.
1906 yılında Selanik’te Mehmed Talat Bey, Tahir Bey, Ömer Naci, Mithat Şükrü ve İsmail Canbolat öncülüğünde kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti (OHC), önceki muhalif hareketlere nazaran daha gerçekçi, eyleme dayanan ve sert bir metot izlenmesi gerektiği düşüncesiyle çalışmalarına başlamıştır[7]. İTC gibi Meşrutiyeti yeniden yürürlüğe koymak, 2. Abdülhamid’i tahttan indirerek kötü yönetime son vermek ve devletin parçalanmasını önlemek gayesiyle teşkil edilen OHC, Makedonya’da Rum, Bulgar ve Sırp çetelere karşı mücadele eden Üçüncü Ordu Subayları arasında kısa sürede yayılmıştır. Cemiyet, direkt olarak 2. Abdülhamid’e bağlı hafiye teşkilatının gücü dolayısıyla hücre biçiminde örgütlenmiş, gizliliği birinci planda tutarak üye alımlarında titiz davranmıştır. Nihayetinde OHC, var olduğuna inandığı istibdat rejimini yıkmayı amaçlayan ihtilâlci bir anlayışla hareket etmiştir.
Makedonya’nın o dönemde geniş bir alanı ihtiva etmesi, Cemiyet’in şubeleşerek faaliyetlerini daha kapsamlı yürütmesi ve üye toplaması ihtiyacını doğurmuştur. OHC’nin her şubesi, kendi mıntıkasında bulunan kazalardan ve köylerden sorumlu olacak şekilde teşkil edilmiştir. Enver ve Kazım Beyler, Manastır merkezli kurulacak olan şubede başı çekmişler, bölgedeki çetelere karşı gayrinizamî harp yürütmüşlerdir[8]. Manastır şubesinin başında Enver Bey vardır. Bu şube, kısa süre içerisinde bölgedeki subayları Cemiyet’e dâhil etmiş, Resneli Niyazi Bey gibi tabur komutanlarını bünyesine katmıştır. Ohri, Cemiyet’in en fazla üye topladığı ve güçlü olduğu kazalardan biridir. Zira subaylara ek olarak bölgedeki yerel halkın desteği ve Eyüp Sabri Bey gibi isimlerin faaliyetleri bu gücü sağlayan en önemli unsurlar olmuştur. Üsküp’teki teşkilatlanma esnasında Arnavut komitelerinin desteği ve katılımı da Cemiyet’in bölgedeki gücünü artırmıştır. Sapancalı Hakkı Bey ile Miralay Şevki Bey, İşkodra ve çevresinde teşkilatlanmıştır.[9] Serez, Yanya, Debre ve Gevgili’de de subaylar görevlendirilerek Cemiyet’e üye toplamışlar ve faaliyet alanını genişletmişlerdir. Cemiyet, Vodina, Karacalı ve Karaferya kazalarında da örgütlenmeye önem vermiştir, çünkü bu noktalar Manastır ile irtibatı temin etmektedir. Hâsılı, OHC kısa bir zaman diliminde Manastır, Üsküp, Drama, Ohri, Resne, İşkodra, Serez ve Edirne gibi önemli Osmanlı şehirlerinde şubeler vücuda getirmiş ve faaliyetlerini hızlandırmıştır.[10]
Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile İttihâd ve Terakkî Cemiyeti’nin Birleşmesi ve Meşrutiyetin Yeniden İlânı
1902 yılında Paris’te gerçekleşen İttihâd ve Terakkî Kongresi’nde, Cemiyet fikir ayrılıklarından dolayı ikiye bölünmüştür. Ahmed Rıza, Bahaeddin Şakir ve Dr. Nazım gibi isimler bir tarafta yer alırken, Prens Sabahaddin ve takipçileri ayrı tarafta yer almışlardır. Konumuz açısından bizi ilgilendiren taraf Ahmed Rıza Bey’in başını çektiği hiziptir. Zira bu hizip, dört yıl sonra kurulacak olan OHC ile birleşecek ve beraber hareket edecek; birleşen iki cemiyetin önde gelen üyeleri yalnızca birkaç yıl sonra Osmanlı Devleti’ni yönetmeye başlayacaktır.

Selanik OHC lideri Talat Bey ile Paris İTC lideri Ahmed Rıza Bey
İTC üyesi olarak Anadolu ve Rumeli’de teşkilatlanma girişimlerinde bulunan Dr. Nazım, Paris ve Cenevre gibi yerlerde mücadelenin nihayete eremeyeceğini görerek, genç subaylardan oluşan OHC ile birleşmenin daha isabetli olduğuna arkadaşlarını inandırmış ve Selanik’e giderek Talat Bey ile görüşmüştür. OHC’nin az bir vakitte iktisap ettiği kuvvet ve kudreti takdir eden Dr. Nazım, aynı hedef doğrultusunda ilerleyen iki cemiyetin birleşmesinin yararlı olacağını Talat Bey’e iletmiştir[11]. Bu görüşme neticesinde Paris’te bulunan İTC ile Selanik’te bulunan OHC 27 Eylül 1907 tarihi itibariyle birleşme kararı almış; cemiyet faaliyetlerine Osmanlı İttihâd ve Terakkî Cemiyeti olarak devam etmiştir.[12] İTC Nizamnâmesi’ne göre Cemiyetin biri Paris diğeri Selanik olmak üzere iki merkezi bulunacak; amacı Kanun-i Esasi’nin tatbiki olacak; Cemiyet şubeleri birbirlerine yardım edecektir.[13]
İngiltere ile Rusya arasında 8 Haziran 1908 tarihinde gerçekleşen Reval Görüşmeleri’nde Makedonya Sorunu’nun da gündeme gelmesi, İTC içerisinde Makedonya’ya yapılacak bir yabancı müdahalesi olarak algılanmış, bu durumun Osmanlı Devleti’nin bölünmesine yol açacağı ön görülerek cemiyet üyelerinde artık harekete geçilmesi gerektiği fikrini uyandırmıştır.[14] Meşrutiyet’in yeniden ilanına gidecek hararetli sürecin fitilini ilk ateşleyen isim ise Manastır’da isyanı başlatan Resneli Niyazi Bey olmuştur. Hemen akabinde Enver Bey de isyanı genişleterek Meşrutiyet taleplerini bildirmiş; İTC teşkilatlandığı tüm bölgelerde umumî isyan çağrısı yapmış[15]; Sultan’ın en güvendiği adamlardan biri olan Şemsi Paşa Cemiyet tarafından öldürülmüştür. Bu hadiseler neticesinde 2. Abdülhamid, Hüseyin Hilmi Paşa’ya cemiyetin gerçek gücünü sorduğunda, “arz ederim ki, bu bölgede kulunuzdan gayrı herkes İttihatçıdır” [16] cevabını almıştır. Meşrutiyet taleplerinin önüne geçilemez bir hâl aldığını ve isyanın durdurulmasının mümkün olmadığını gören Sultan 2. Abdülhamid, zaten Kanun-i Esasî’yi kendisinin ilan edip sonra askıya aldığını, tekrar kendisinin yürürlüğe sokmasının da bir kayıp olmayacağını ricale bildirmiş ve Meşrutiyet’in yeniden ilanını onaylamıştır.
Meşrutiyet’in ilanı (1908) yurdun pek çok yerinde duyulmuş ve halk kutlamalar için sokaklara dökülmüştür. Meşrutiyet’in ilk topu, mücadelenin en şedit yaşandığı Manastır’dan atılmış, “yaşasın hürriyet!” sloganları bütün yurdu kaplamıştır.[17] Bu tarihten itibaren İttihâd ve Terakkî Cemiyeti kademeli olarak İstanbul’a avdet etmiş ve 31 Mart hadisesi (1909) sonrasında devlet üzerindeki etkisini artırmıştır. 1909-1913 yılları arasında “denetçi” bir hüviyetle hükûmet kadrolarında yer alan Cemiyet üyeleri, 1911-1912 yıllarında cereyan eden Balkan Harbi’nde Osmanlılar’ın Makedonya başta olmak üzere Rumeli’deki topraklarının tamamına yakınını kaybetmesine engel olamamıştır. Bâb-ı Âlî Baskını (1913) sonrasında devletin hemen her noktasında hâkimiyeti elinde bulunduran İTC, Mondros Ateşkesi’ne (1918) değin iktidarda kalmış, harbin mağlubiyetle neticelenmesiyle kendisini feshetmiştir. İTC’nin üst kadrolarında yer alan isimler, yurdu terk etmek zorunda kalıp dünyanın muhtelif yerlerinde şehit edilirken, yurtta kalan ve Millî Mücadele’yi devam ettiren İttihatçılar da süreç içerisinde siyasi hayattan tasfiye olunmuştur.
Kaynakça
Akşin, Sina. Jön Türkler ve İttihat ve Terakki. Ankara: İmge Yayınları, 2017.
Artuç, Nevzat. “II. Meşrutiyet’in İlanı”. Doğu Batı: II. Meşrutiyet “100. Yıl”, 1(45), (2008): 65-82.
Aslan, Taner. “İttihâd-ı Osmanî’den Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne”. Bilig Dergisi, 47, (2008): 79-120.
Aydemir, Şevket Süreyya. Enver Paşa: Makedonya’dan Orta Asya’ya 1860-1908. İstanbul: Remzi Kitabevi, 2021.
Depe, Umut. “II. Meşrutiyet’in İlanında Cemiyet’in Manastır Merkezi ve Sadık Bey’in Rolü”. (Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 51), (2025), 66-77.
Karabekir, Kazım. İttihat ve Terakki Cemiyeti. İstanbul: Kronik Yayınları, 2020
Ortaylı, İlber & Erdinç, Erol Şadi. İttihat ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu’nda Gizli Örgütlenmeler ve Darbeler (Hzl. Alper Çeker). İstanbul: İnkılâp Yayınevi, 2016.
Şakir, Ziya. İttihat ve Terakki Nasıl Doğdu?. İstanbul: Akıl Fikir Yayınları, 2018.
[1] Nevzat Arduç. II. Meşrutiyet’in İlanı, Doğu Batı: II. Meşrutiyet 100. Yıl, 1, 45, 2008, s. 45.
[2] Kazım Karabekir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Kronik Yayınları: İstanbul, 2020, s. 190-191
[3] Sina Akşin. Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, İmge Yayınları: Ankara, 2017, s. 88-89.
[4] Kazım Karabekir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, s. 60
[5] Şevket Süreyya Aydemir. Enver Paşa: Makedonya’dan Orta Asya’ya 1860-1908, Remzi Kitabevi: İstanbul, 2021, s. 431
[6] Şevket Süreyya Aydemir. Enver Paşa: Makedonya’dan Orta Asya’ya 1860-1908, s. 443
[7]Taner Aslan. İttihâd-ı Osmanî’den Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne, Bilig Dergisi, 47, 2008, s. 103
[8] Kazım Karabekir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Kronik Yayınları: İstanbul, 2020, s. 113.
[9] Ziya Şakir. İttihat ve Terakki Nasıl Doğdu?, Akıl Fikir Yayınları: İstanbul, 2018, s. 173-174.
[10] Umut Depe. 2. Meşrutiyet’in İlanında Cemiyet’in Manastır Merkezi ve Miralay Sadık Bey’in Rolü. Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 5, 1, s. 67
[11] Ziya Şakir. İttihat ve Terakki Nasıl Doğdu?, s.182.
[12] Kazım Karabekir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Kronik Yayınları: İstanbul, 2020, s. 107-108
[13] Ziya Şakir. İttihat ve Terakki Nasıl Doğdu?, s. 183-184
[14] Şevket Süreyya Aydemir. Enver Paşa: Makedonya’dan Orta Asya’ya 1860-1908, Remzi Kitabevi: İstanbul, 2021, s. 508
[15] Ziya Şakir. İttihat ve Terakki Nasıl Doğdu?, Akıl Fikir Yayınları: İstanbul, 2018, s. 319
[16] İlber Ortaylı ve Erol Şadi Erdinç. İttihat ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu’nda Gizli Örgütlenmeler ve Darbeler, Alper Çeker (hzl.), İnkılâp Yayınevi: İstanbul, 2016, s. 49-54.
[17] Ziya Şakir. İttihat ve Terakki Nasıl Doğdu?, s. 349-351