Ivo Andriç’in Drina Köprüsü ile Faik Baysal’ın Drina’da Son Gün Romanlarında Türk ve Sırp İmgesi

Ivo Andriç’in Drina Köprüsü ile Faik Baysal’ın Drina’da Son Gün Romanlarında Türk ve Sırp İmgesi

Tarih boyunca barındırdığı farklı etnik ve dini grupların çatışma alanı olan Balkanlar, Avrupalı milletlerin kendi kimliklerini inşa sürecinden de nasibini almıştır. Fatih’in fethi (1463) akabinde çoğunluğunun kendi rızasıyla Müslüman oluşu, uzun yıllar Osmanlı idaresinde kalması sebebiyle genelde Müslüman Balkan halkı, “Avrupa’nın ötekisi” sayılmış; önce Batılı seyyahlarca sonra Avrupalı romancılarca “cahil, vahşi, ilkel, pis, tembel, gelişmeye kapalı” gibi yanlı ithamlarla aşağılanmıştır. 

Bu seyyahlardan Arnold, Hristiyan ve Avrupalı bakışıyla kasıtlı olarak bölgeyi, “medeniyet ile yakın temas halinde olmasına rağmen sürekli barbar kalan, dünyanın kötü kaderli bölgelerinden biri” olarak anlatırken, (1861: 492) Barkley, Türkleri maalesef  “hayvana en yakın insan tipi” (1870: 94) olarak görmüştür. Eton, Müslümanlığı, “yetenekleri körelten”, “ilerlemeye engel” bir din olarak görürken, Balkan ekonomisinin kötü gidişatından da Osmanlı’yı sorumlu tutmuşlardır. (1798: 195-196).

19. ve 20. yy. başında Lamartine dışındaki seyyahlar Avrupalı romancıları da etkileyecek “Müslüman Türk” algısını hep barbarlık ve şehvetle anarak Balkanlardaki Osmanlı egemenliğini eleştirmişler, Balkan şehirlerini “yozlaşmış”, insanlarını “tembel” olarak anlatmış, bu durumun “İslam’ın sonucu” olduğunu belirtmişlerdir (Bkz. Jézernik, 2006: 285-286). Dünyadaki Hristiyan romancıları da genelde tüm Türklere, özelde Balkanlardaki Müslüman Türklere “karşı” olmaya, Sırpların sergiledikleri zulümleri “özgürlük mücadelesi” olarak anlatmaya eğilimli olmuşlardır. 

Avrupalı seyyahlar “Sırplar”ı ise, Türklerin “alternatif”i, Batılı olmaya en yakın aday, “Balkanlar’ın en nazik halkı” olarak göstermiş bağımsız bir devlet kurmaları konusunda onları destekleyerek Osmanlı idaresine karşı özgürlüklerini kazanmaya (isyana) kışkırtmıştır. Osmanlı’dan sonra Sırbistan’ı modern bir Avrupa devleti yapmakla övünen (Jézernik, 285-286) Sırplar, Osmanlı’nın tüm kültür hatıralarını silmiş hatta bir Sırp yazar, 19. yy. sonunda okurlarına, “İslam’ın kültür namına, kökünün kazınması gerektiğini” yazmıştır. (S. Gopčevič, 1889: 182)

Dünya yazarları genelde dinî bir önyargıyla, kendi varlıkları için tehlikeli gördükleri Türkleri, “barbarlık”la suçlamış, Avrupa’dan çekilmeleri gerektiğini kahramanlarına söyletmiştir. Sterne, Türkleri “en kötü kişi”, Dostoyevski, “şeytan, bebek katili”, Defoe, “katil barbarlar” olarak anlatmış; Joyce ve Proust, “hamam”, “çarşaflı kadınlar”, “sarık, şalvar, bıyık”la özdeşleştirmiştir. Sterne, Melville, Dostoyevski, Proust, Joyce, Kazancakis’in romanlarında Türkler sürekli aşağılanmış; Bulgar, Yunan, Sırp ayaklanmalarıysa “ulusal özgürlük savaşı” olarak alkışlanmıştır. (Bkz. Tosun, 2018)

Türk romanında Balkanlar, bölgenin Osmanlı hâkimiyetindeki tarihi, kültürel yaşamı ve sonrasındaki kaotik haliyle 1970 sonrasında daha çok anlatılmıştır. Osmanlı’nın bölgeye barış, adalet getirdiği görüşü sergilenirken, Sultan II Abdülhamid’in savaşmadan Bosna’yı Macaristan’a bırakması, Hristiyan bayrağı altında yaşamak istemeyenlerin göçü üzerinden sergileniştir.

Biri Sırp diğeri Türk yazara ait, her ikisi de tarihî roman olan Drina Köprüsü ve Drina’da Son Gün, Balkan coğrafyasının Müslümanlar için her zaman ne kadar zor şartlar barındırdığını yansıtır. Ortak mazi ve hafıza vurgusuna yer veren eserlerde, aslında halkların düşman olmadığına, çıkarcı güçlerin milliyetçilik silahıyla insanlarını kışkırttığına dikkat çekilmiştir.

Sırp kökenli Andriç’in Drina Köprüsü (1945) romanı ile Faik Baysal’ın Drina’da Son Gün (1975) romanı, Balkanların tarihsel hafızasında Türk ve Sırp imgelerinin nasıl şekillendiğini ve birbirine nasıl karşıt anlamlar yüklediğini gösteren iki önemli eserdir. Her iki roman da Drina Nehri ve çevresindeki toplumsal hayatı merkeze alırken, köprü metaforu üzerinden kültürler arası ilişkileri, çatışmaları ve karşılıklı algıları yansıtır. Ancak yazarların bakış açıları, tarihsel konumları ve ulusal kimlikleri farklı olduğundan, Türk ve Sırp imgelerinin ele alınış biçimleri de farklılık gösterir.

Andriç’in romanında Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki hâkimiyetinin temsilcisi olarak yer alır. Köprünün inşası, Osmanlı’nın bölgedeki kalıcı izini ve kültürel hâkimiyetini sembolize eder. Türk imgesi çoğu zaman “yabancı” ve “egemen” bir unsur olarak resmedilir. Osmanlı idaresi, yerel halk için hem düzen sağlayan hem de baskı kuran bir güçtür. Türkler, köprüyü inşa eden ve bölgeyi idare eden otorite olarak görünürken, Sırplar bu otoriteye 

Toplumcu gerçekçi yazar Baysal’ın Drina’da Son Gün romanı (1972), gerçek bir olaydan yola çıkılarak II. Dünya Savaşı yıllarında Sırp Çetniklerin zulümleri sebebiyle Yugoslavya’dan göç etmek zorunda kalan Rıza Selmanoviç (Yenerer) gibi Türklerin yaşamlarını, direnişlerini kadim komşuları Sırplar ve Hırvatlar’ın Müslüman Boşnaklara yaptıkları zulümleri konu alır. Çeteci Sırplarla, çeteci olmayanları ayıran Baysal, hâlâ komşuluk hakkı gözeten Sırpların ve Hristiyan rahiplerinin (Yuvan’ın) göç için onlara canları pahasına ettikleri yardımları; milliyetçilikle kışkırtılan Sırplarınsa özellikle halkı birleştiren Müslüman din adamlarını (Müftü Bedroviç) hunharca öldürdüklerini, Osmanlı’dan beri huzur içinde birlikte yaşadıkları komşularına nasıl katlettiklerini, Osmanlı dönemindeki huzurlu geçmişlerine sıkça vurgular yaparak anlatır. Önce “Türk Divisia” adlı bir örgüt kurarak direnen Türklerin, zulümler dayanılmaz olunca göç etmek zorunda kalışlarını, geriye dönüş tekniğiyle anlatırken, romanda  Türkler, Andriç’in romanındaki gibi egemen bir güç değil, tarihsel bir mirasın taşıyıcılarıdır. Baysal, Türkleri kültürel etkileşimi sağlayan, “mazlum” bir unsur; Ruslar ve Almanlarca kışkırtılan Sırplarıysa, Müslümanları Avrupa’dan atmak isteyen “vahşi” imgesiyle anılan resmeder.

Drina’da Son Gün (DSG)’de Türkler, Balkan halkları arasında ortak bir geçmişin hatırlatıcısıdır. Türk imgesi, “huzur ve komşuluk” çağrışımları ile anılırken, baskıcı bir otorite olmaktan ziyade, kültürel bir bağ, adaletli bir hatıra olarak işlev görür. Baysal’ın anlatısında Türkler, Balkan kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir ve daha olumlu bir şekilde tasvir edilir.

Andriç’in romanında Sırplar, Osmanlı hâkimiyetine karşı zaman zaman direnen, zaman zaman uyum sağlayan bir topluluk olarak betimlenir. Sırp imgesi, köprünün gölgesinde yaşayan halkın kimliğini temsil eder. Osmanlı’nın baskısı altında şekillenen bu kimlik, zamanla özgürlük arzusunu ve ulusal bilinci besler. Sırplar, köprünün hikâyesinde hem mağdur hem de direnişçi bir unsur olarak görünür.

Baysal ise Sırpları, Türklerle ortak bir geçmişi paylaşan, bu geçmişten ve Osmanlı’dan nefret eden bir millet olarak anlatır. Sırpları tarihsel bir çatışmanın tarafı olarak değil ortak bir kültürel mirasın parçası olarak görür. Bu nedenle Sırp imgesi, Andriç’in romanındaki gibi sürekli bir direniş veya mağduriyet üzerinden değil, kültürel etkileşim ve tarihsel ortaklık üzerinden anlatılır.

Ortak Coğrafya, Hafıza ve Kültür

Andriç’in Drina Köprüsü ile Baysal’ın Drina’da Son Gün romanları, Balkanların tarihsel hafızasında Türk ve Sırp imgelerinin nasıl farklı şekillerde ele alındığını gösterir. Andriç’in romanında Türkler egemen, yabancı ve baskıcı bir unsur olarak; Sırplar ise mağdur ve direnişçi bir topluluk olarak resmedilir. Baysal’ın romanında ise Türkler kültürel bir bağın taşıyıcısı, Sırplar ise bu bağın ortak mirasçıları olarak anlatılır.

Her iki romanda da Türk ve Sırp imgelerinin kesiştiği bir mekân olarak Bosna havalisi ve Yugoslavya Drina nehri ve “köprü” metaforuyla öne çıkar. Andriç için köprü, Osmanlı’nın kalıcı izini ve yerel halk üzerindeki hâkimiyetin sembolizasyonuyken; Baysal için, geçmişin hatırlatıcısı, kültürel bağların simgesidir. Bu farklılık, yazarların tarihsel konumlarından kaynaklanır: Andriç, Osmanlı’yı bir “yabancı güç” sayıp lanetlerken; Baysal, Balkan kimliğinin ayrılmaz parçası olarak görüp bölgeye kattığı değerler ve hoşgörüsüyle anar.

Her iki romanda da Türk ve Sırp imgelerinin ele alınış biçimleri, yazarların bakış açılarına göre farklılık gösterir. Andriç, Sokollu Mehmet Paşa üzerinden Osmanlı’nın devşirme politikasını şiddetle eleştirerek “zalim Osmanlı” imgesi yaratırken, Osmanlı’nın sözlü kültür mirasından Sırpların istifade edişlerinden gururla söz eder. 

Kökenleri farklı olduğundan her iki yazar, diğer milletten olanı “öteki”leştirerek anlatmıştır. Sırplar, Andriç’in romanında, Osmanlıya karşı “haklı isyanlara tutuşan” bir millet, özgürlükleri için çarpışan “kahramanlar”; Müslüman Türkler ise “canavar, zalim” olarak sergilenir hatta köprü yapımına isyan eden Sırpları idam eden cellatlar da “Türk” olarak anlatılır.   Baysal da II. Dünya Savaşı Yugoslavya’sındaki Sırplar’ı olanca “vahşilikler” içinde yansıtmıştır. İki eserde de Sırplar, milliyetçi, asi, kandırılmış insanlar olarak anılsa da DSG’de daha zalim olarak yansıtılırlar. Baysal, bir savaş romanı yazdığından Andriç’ten daha fazla savaşın komşuları “öteki”leştirişini anlatmıştır.

Özetle tarihte Türk imgesi, Hristiyan seyyah ve yazarların nazarında “korku”, “zalimlik”, “barbarlık”, gibi olumsuz çağrışımlarla anılarak Avrupa’dan uzaklaştırılmak istenmiştir.

Avrupalıların ve Ruslar’ın Osmanlı’ya karşı kışkırttığı Sırpların imgesiyse, sürekli olumlu olmuştur. Drina Köprüsü (DK) romanı da buna örnektir. I. Dünya Savaşı’ndaki rolleri, II. Dünya Savaşında Müslüman Boşnaklara yaptıkları zulüm, DSG romanında tüm gerçekliğiyle yansıtılmıştır. 1990’larda Avrupa’nın ortasında Boşnaklara yaptıkları zulüm de romanda anlatılanların adeta tekerrürüdür.
Not: Bu metin V. Uluslararası Balkan Çalışmaları Kongresi’nde sunulmuştur.

KAYNAKÇA

Andriç, Ivo (1999). Drina Köprüsü, (çev. Hasan Âli Ediz-Nuriye Müstakimoğlu), İstanbul: İletişim Yayınları, 353 s.

Arnold, Thomas (1861). History of Rome, New York: D. Appleton.

Barkley, Henry C. (1870). Between the Danube and Black Sea.London: John Murray Press.

Baysal, Faik, (1972).  Drina’da Son Gün, İstanbul: Sinan Yayınları, 374 s.

Eton, William (1798). A Surwey of Turkısh Empıre, London: T. Cadeil edt.

Gopčevič, Spiridon (1889). Makedonien und Alt-Serbien, Viyana: L. W. Seidel 

Jezernik, Božidar (2006). Vahşi Avrupa/ Batıda Balkan İmajı, (çev. Haşim Koç), İstanbul: Küre 

Yayınları

Tosun, Necip (2018). Dünya Romanının Serüveni, İstanbul: Ketebe Yayınları.

Benzer Yazılar

Yorum Yap