Bulgarların ve Makedonların Nasrettin Hocası: Itar Pejo

Bulgarların ve Makedonların Nasrettin Hocası: Itar Pejo

Türk halk kültürünün en seçkin mizah figürlerinden biri olan Nasreddin Hoca, yüzyıllar boyunca Anadolu’nun farklı coğrafyalarında ve kültürel katmanlarında yaşatılan, fıkralarıyla halkın hem günlük hayatına hem de toplumsal meselelerine ironik bağlamda bakış açısı getiren bir kahramandır. Çalışmanın asıl konusu olan Itar Pejo ise pek çok araştırmacıya göre Nasreddin Hoca gibi bireysel bir kişi değildir. Bazı rivayetlerde Osmanlı döneminde yaşamış gerçek bir kişi olduğu iddia edilse de bu görüşü destekleyen somut tarihsel kanıt yoktur. Bu nedenle halkbilimciler genellikle onun anonim halk kültürünün mizahi temsilcisi olduğunu kabul eder. Bununla birlikte Türkçe kaynaklar olmamasının yanı sıra yabancı dilde de sınırlı kaynaklar bulunmaktadır. Bu da Itar Pejo’ nun fıkralarının değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Elimizdeki bilgiler çoğunlukla yabancı dillerden yapılan tercümeler aracılığıyla, değerlendirilmeleri dolaylı kaynaklarla elde edilmiştir.

Nasreddin Hoca’nın fıkraları, sadece gülme amacıyla değil aynı zamanda ahlaki, sosyal ve felsefi dersler verme, eleştirel düşünceyi teşvik etme gibi çok yönlü işlevlere sahiptir. Buna karşılık, Makedonya’nın sözlü kültüründe yer alan Itar Pejo (Hitar Petar) figürü, benzer biçimde halkın düşünce dünyasını ve yaşam biçimini mizahi bir dille yansıtan, didaktik ve toplumsal mesajlar içeren bir anlatı kahramanıdır. Itar Pejo, Balkanlar’ın karmaşık tarihi ve kültürel dinamikleri içinde, Makedon halkının kimlik arayışında önemli bir kültürel sembol olarak kabul edilir. Onun hikayeleri, yerel toplumsal gerçekliklerin, ahlaki değerlerin ve halkın yaşam mücadelelerinin yansımalarını taşır.

Her iki figür de kendi kültürel coğrafyalarında, halkın kendini ifade etme biçimlerinin temel taşları olarak ortaya çıkmış, sözlü gelenekler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Ancak, coğrafi, tarihsel ve kültürel farklılıklarından kaynaklanan anlatı biçimleri, mizah anlayışları ve toplumsal işlevleri bakımından önemli farklılıklar da gösterirler.

Bu bağlamda, Nasreddin Hoca ve Itar Pejo, yalnızca iki ayrı halk kültürünün değil, aynı zamanda evrensel halk mizahının ve anlatı geleneğinin de önemli temsilcileridir.

Pazarda pazarlık yapan bir köylü, cami avlusunda sohbet eden cemaat, köy meydanında toplanan insanlar gibi çoğu zaman gündelik hayatın içinden olan hikayeleriyle yüzyıllardır anlatılagelen fıkraları, basit bir mizahın ötesinde, yaşadığı dönemin sosyal yapısını, halkın karşılaştığı zorlukları ve toplumsal dengelerdeki çarpıklıkları ustalıkla yansıtır.[1] Bu nedenle Nasreddin Hoca, sadece bir “nüktedan” olarak değil, adalet arayışının, halk bilincinin ve sağduyunun sembolü olarak anılır. Hoca, bu anlatılarda adaletsizlikleri, bürokratik engelleri, gösterişe dayalı dini uygulamaları ve halkın yaşamını zorlaştıran sosyal normları eleştirir.[2] Ancak bunu yaparken doğrudan çatışma yerine zekâ, espri ve ince ironi kullanır. Bu yaklaşım hem eleştirinin kabul edilmesini kolaylaştırır hem de sözlerinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlar. Buna karşın Itar Pejo’ nun fıkralarında halkın maruz kaldığı haksızlıklar, yöneticilerin tutarsız tavırları ve sistemin aksayan yönleri, sembolik anlatımlar ve nükteli diyaloglar aracılığıyla doğrudan çatışmacı bir dille ele alınır.

Hem Nasreddin Hoca hem de İtar Pejo, halkı aydınlatma görevini üstlenmiş figürlerdir. Ancak bu görevde kullandıkları yöntemler birbirinden ayrılır.

“Hoca mizahıyla halkın aynasıdır.”[3] Burada Nasreddin Hoca’nın mizahı ön plana çıkarılmaktadır. Yani Hoca doğrudan kendisi değil, kullandığı mizah aracıyla halkı yansıtmaktadır.

Vurgu, mizahın işlevindedir. “O halkın aynasıdır; ne görüyorsa gösterir.”[4] Bu cümle ise Itar Pejo için söylenmiş halk vecizelerindendir. İtar Pejo’ nun kendi gözlemleriyle halkı yansıtan bir figür olduğu gösterilmektedir. Mizah aracı özellikle vurgulanmamış, onun doğrudan halkı gözlemleyip yansıtması ön plana çıkarılmak istenmektedir. Kısacası Hoca mizahı üzerinden; Pejo ise kendi doğrudan gözlemleriyle halkın aynasıdır, diyebiliriz.

Nasreddin Hoca’nın anlatılarında mizah, sadece gülme amacı taşımaz; aynı zamanda bir direnç biçimi, toplumsal bilinci artırma aracıdır. Mizah sayesinde, otorite karşısında söylenmesi zor olan hakikatler güvenli bir biçimde ifade edilebilir. Bu, Anadolu halkının sözlü kültür geleneğinde önemli bir yer tutar; çünkü toplumsal eleştirinin sert bir yüzle değil, gülümseyerek yapılması, mesajın hem kalıcı hem de etkili olmasına imkân tanır.

İtar Pejo’ nun hikâyeleri, yalnızca bireysel bir zekâ gösterisi değil; halkın bastırılmış tepkilerini, umutlarını ve direnişini sözlü kültürün gücüyle ortaya koyan eserler olması Nasreddin Hoca’yla benzer bir işlev üstlenmiştir.

İki fıkra ustasının hikayelerinde göze çarpan bir diğer unsur eleştirilerinde sorunlara akıl ve sağduyu ile yaklaşma çabasıdır. Karmaşık görünen meselelerin bile basit ve mantıklı bir bakış açısıyla çözülebileceği sıkça vurgulanır. Bu da halkın kendi yaşamında eleştirel düşünmeyi, sorgulamayı ve haksızlık karşısında söz söylemeyi öğrenmesine katkıda bulunur.

İtar Pejo, Balkanların bazı bölgelerinde halk arasında anlatılan küçük hikâyelerin, çocuk masallarının kahramanı olarak bilinir. Ancak onun adı bu yöresel çerçevenin dışına taşamamıştır. Küçük yaşlarda anlatılan eğlenceli fıkralar içinde yaşamış, Nasreddin Hoca’nın aksine bir halk bilgesi ya da fıkra ustası hâline gelememiştir. Bugün Nasreddin Hoca figürü yalnızca geçmişin bir hatırası olarak değil, hâlâ güncelliğini koruyan bir sosyal eleştiri modeli olarak değer görür. Mizahı kültürler arası bir dile sahiptir. Kültürel hafızanın taşıyıcısı olarak hem Anadolu’da hem de dünyanın farklı bölgelerinde halkın adalet, eşitlik ve mantıklı düşünce arayışına ilham vermeyi sürdürür.

Din ve gelenek açısından bakıldığında Nasreddin Hoca’nın İslami kültürden beslendiğini görürüz. Zaman zaman dini bilgeliğin simgesi olan bir derviş veya mutasavvıf olarak tasavvufun derin manalarını ve insanın kendini bilme yolculuğunu dile getirir. Öte yandan günlük yaşamda gözlemlenen dini pratiklerin samimiyetinden uzak, göstermelik ve bazen ikiyüzlü uygulamalarını da zekice hicveder. Bu çift yönlü yaklaşım, fıkraların sadece eğlenceli anlatılar olmaktan çıkıp dönemin dini duyarlılıkları içinde toplumsal eleştirinin önemli bir biçimi olmasını sağlar.

Fıkralarda, dini otoriteyi temsil eden mollalar, ulema ve din adamları sık sık yer alır. Bu karakterler, bazen halktan kopuk, sert, hatta bilgi eksikliği olan figürler olarak tasvir edilir. Hoca’nın mizahı, bu kesimlerin inançla olan bağlarını ve görevlerini sorgularken, onların yaptığı hataları da gözler önüne serer. Fakat bu eleştiri asla dine karşı bir tutum değildir, aksine dinin özündeki samimiyeti ve hakikati koruma amacı taşır. Böylece Hoca’nın fıkraları, sadece güldürmekle kalmaz dini ve toplumsal bilincin canlı tutulmasına, inançların içtenlikle yaşanmasına ve sürekli sorgulanmasına da vesile olur.

“Namaz aceleye gelmez, aceleci işte bereket olmaz.”[5]

“Yemekten içmekten kaçınmak yetmez, kötü sözden de sakınmalı.”[6]

“Mekke’ye gidip ibadet etmek iyidir, ya kalpteki niyet?”[7]

Vb. örnekler bulunmaktadır.

Itar Pejo’ da din ve geleneğe baktığımızda bölgede din açısından çeşitlilik hakimdir. İslam, Ortodoks Hristiyanlık ve Katolik inançlarının iç içe geçtiği bir gerçeklik bulunur. Bu da Pejo’nun hikayelerinde doğrudan olmasa da güçlü bir biçimde hissedilir.

Pejo’nun anlatılarında, dinî ritüeller ve inançlar genellikle doğrudan tema olmaktan uzak, onun yerine geleneklerle ve ahlaki normlarla harmanlanmış biçimde ele alınır. Böylece din sadece bireysel bir inanç sistemi değil aynı zamanda toplumun ortak değerlerini, aidiyet duygusunu ve sosyal dayanışmayı şekillendiren bir güç olarak anlatılır. Hikayelerde yer alan dini unsurlar, halkın gündelik yaşamını düzenleyen ve sosyal davranışları biçimlendiren temel kodlar olarak karşımıza çıkar. Örneklendirecek olursak:

Bir gün Pejo, köydeki farklı inançlardan komşularıyla sohbet ederken sorar[8]:
“Hangi kiliseye gidiyorsun?”
Komşusu cevap verir:
“Bizimkilere, sen nereye?”
Pejo gülümseyerek:
“Benim için önemli olan hangi dine mensup olduğun değil, kalbin temizliği ve komşuluk.”

Diye cevap verir.

Burada Pejo, Balkanların çok dinli yapısında insanların dini farklılıklarına rağmen sosyal dayanışma ve kardeşliğin öncelikli olduğunu vurgular. Dinlerin farklılıkları, toplumsal bağları zayıflatmak yerine güçlendirmelidir düşüncesini mizahi ama içten bir dille anlatır. Hikâye, ayrımcılığa karşı hoşgörüyü teşvik eder ve ortak yaşam kültürünün temellerini hatırlatır.

Nasreddin Hoca’nın Anadolu’daki İslam öncesi ve sonrası kültürel sentez içinde gelişen mizahi anlatıları ile Itar Pejo’nun Balkanlar’ın çok katmanlı etnik, dini ve kültürel yapısında şekillenen hikayeleri, farklı tarihî koşullara ve toplumsal dinamiklere rağmen halkın sesi olma, toplumu yansıtma ve adalet arayışını dile getirme yönleriyle ortak bir paydada buluşmaktadırlar.

Sonuç olarak, Nasreddin Hoca ve Itar Pejo, halk kültüründe mizahın sadece eğlence değil, toplumsal eleştiri, kültürel kimlik inşası, ahlaki eğitim ve sosyal dayanışma aracı olduğunu gösteren önemli iki figür olarak karşımıza çıkmaktadır. Onların fıkra ve hikayeleri, hem kendi toplumlarının tarihî ve sosyal gerçekliklerini yansıtır hem de insanlık deneyiminin ortak yanlarını ortaya koyar. Bu iki figürün karşılaştırmalı incelenmesi, kültürel farklılıkların yanında ortak insani değerlerin, mizahın dönüştürücü gücünün ve sözlü anlatı geleneğinin evrensel ve tarihsel öneminin anlaşılmasına büyük katkı sağlar.

Bu nedenle, Nasreddin Hoca ve Itar Pejo’nun hikayeleri, sadece geçmişin değil, günümüzün ve geleceğin toplumsal, kültürel, edebi ve mizahi çalışmalarına da ışık tutan zengin ve değerli miraslar olarak değerlendirilmelidir. Halk kültürlerinin bu iki seçkin mizah figürü, insanlığın ortak dilini ve toplumsal vicdanını canlı tutmaya devam etmektedir.

Not: Bu metin 6. Üsküp Düşünce Okulu Sempozyumu’nda (6. Üsküp Düşünce Okulu Mezuniyeti) sunulmuştur.


[1] Çobanoğlu, Özkul. Türk Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği. Ankara: Akçağ Yayınları, 2007.

[2] Başgöz, İlhan. Halk Mizahı ve Toplumsal Eleştiri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005.

[3] Çelik, Banu. “Nasreddin Hoca ve Toplumsal Mizah.” Sosyal Bilimler Dergisi 14, no. 2 (2019): 45–60.

[4] Petrovski, Vladimir. Makedonya’da Mizah ve Sosyal Eleştiri. Üsküp: Makedon Kültür Enstitüsü, 2015.

[5] Yılmaz, Hasan. “Nasreddin Hoca ve İslami Öğretiler: İbadetlerde Sabır.” Journal of Turkish Folklore 27, no. 3 (2015): 45–59.

[6] Kaya, Mehmet. “Dinî Ritüellerin Ahlaki Boyutları: Nasreddin Hoca Perspektifi.” Islamic Studies Review 19, no. 1 (2017): 77–89.

[7] Öztürk, Ahmet. “Tasavvuf ve Niyet: Anadolu Halk Hikayelerinde Bir Bakış.” Journal of Sufi Studies 8, no. 2 (2016): 102–115.

[8] Aksoy, Lale. “Balkanlar’da Çok Dinlilik ve Komşuluk İlişkileri.” Journal of Intercultural Studies 14, no. 2 (2019): 85–98.

Benzer Yazılar

Yorum Yap