Osmanlı Devleti ve Rus İmparatorluğu coğrafi şartlar ve çıkarları nedeniyle pek çok kez karşı karşıya gelmişlerdir. Özellikle I. Petro (1682/1721-1725) döneminde başlayan ve Rusların denizlere hâkim olma politikası sonrası Karadeniz kıyılarında başlayan mücadeleler XIX. yüzyılda pek çok savaşın yaşanmasına neden olmuştur. Bu savaşlardan biri de 1853-1856 yılları arasında gerçekleşen Kırım Savaşı’dır.
Tarih yazımında, üzerine pek çok çalışma yayınlanan bu büyük savaş ile ilgili önemli kaynaklardan bir tanesi de savaşa katılan askerlerin tuttukları hatıratlardır. Bu hatıratlar savaşın gidişatını, mücadeleleri, orduların durumlarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu hatıratlardan bir tanesi de Rus ordusunun bir subayı olarak 1853-1854 yılları arasında Balkan cephesinde görevli bir asker tarafından tutulmuştur. Savaştan yıllar sonra, 1887 yılında «Rus Belleteni» olarak adlandırabileceğimiz «Русский Вестник» adlı bir derginin Nisan, Mayıs ve Haziran sayılarında üç bölüm olarak yayınlanan bu hatırat Kırım Savaşının Balkan cephesindeki yaşanan olaylar hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Hatırat savaşa katılan askerin notları kullanılarak bir başka isim tarafından yazıya geçirilmiştir. Ancak, Rus subayın ve hatıratı yayınlayan kişinin kim olduğu hakkında bir bilgiye ulaşılamamış, yayınlandığı derginin yazar kısmında sadece P.B. harfleri verilmiştir. Subayın orduya katılmasıyla başlayan hatırat, Kalafat, Çatana, Bükreş, Jurka (Moldova) ve Fratesti cepheleri hakkında bilgi verip, subayın Rusya’ya dönmesiyle son bulmaktadır. Toplam 138 sayfa olan bu hatıratta Balkan topraklarındaki çatışmalar hakkında son derece önemli bilgiler bulunmaktadır.
Çalışmamızın konusu olan hatıratın birinci bölümü subayın Balkan cephesine gelmesi ve Kalafat bölgesindeki çatışmaları içermektedir. Buna göre Yekaterinburg alayına bağlı genç bir subay olarak 1853-1854 yıllarında Balkan cephesinde Eflak (Karpatların güneyi ile Tuna nehrinin kuzeyi arasında kalan bölge) müfrezesinde görevlendirilen subay, sadece gördüklerini, yaşadıklarını ve güvenilir kişilerden duyduklarını günlük olarak yazdığını belirtmektedir. Eflak müfrezesinin, Braşov ve Galati’nin sol kanadında yer aldığını belirten subay, yerel halktan özellikle bölgedeki Sırplardan önemli destekler aldıklarını belirtmiştir.
Subay, Çatana Muharebesinin (31 Aralık 1853 – 06 Ocak 1854) Eflak Müfrezesinin kaderini etkileyen en önemli olay olduğunu belirtmiştir. Ona göre bu savaş hem Rus askerlerinin cesaretlerini göstermiş hem de ordudaki bazı hataların tespit edilmesine neden olmuştur.Avusturya’nın Rusya’ya karşı tutumu netleştikçe, Eflak müfrezesinin önemi daha da artmıştır.
Savaşın olmadığı zamanlarda orduda pek çok askerle tanıştığını aktaran genç subay, buradaki askerlerdeki cesareti, savaşa her an hazır oluşlarını ve zor şartlara ne kadar dayanıklı olduklarını görmüş ve bunları da günlüğüne aktarmıştır. Burada subay, gösterişsiz ve mütevazı bir ordu subayına hayran olduğunu ve bu askerin her zaman tehlikeye atılmaya hazır olduğunu da belirtmiştir.
Türklerle savaş henüz başlamaktaydı. Yol boyunca lojistik desteklerimizle karşılaşıyorduk. Bu lojistik birimlerimiz askerlerimizin açlıktan ve salgın hastalıktan mustarip olduğu günlerde askerlerimizi Eflak’a sevk ediyordu. Yerel halk savaş konusunda kötümserdi, bazıları hayallerimizin yıkılacağını düşünüyordu. Podolya bölgesinde yollar daha düzgündü bu da yolculuğun rahat geçmesini sağlıyordu. Buradaki yerel halk ise bizi son derece sıcak karşıladı. Bu sayede hızlıca Bessarabya bölgesine ulaştık.
Burasının havası bambaşka görünüyordu; bize yabancı gözlerle bakıyorlardı. Her ne kadar dışarıdan dostane davransalar da insanlar bizden uzak duruyordu. Halkın tuhaf davranışlarına rağmen burada bize ikramlar, at arabaları verildi. Neyse ki bu Yaş şehrinde ordumuz 3 günden fazla kalmadan ayrıldı. Fokşan’ı da geçtikten sonra 21 Kasım’da Bükreş’e vardık. Tüm zorluklara rağmen 2 bin km’den fazla mesafeyi 3 haftada aldık.
Kalafat yakınlarında (Baileşti – Çatana Muharebesi)
Genç subay burada Tuna’ya gelmeden önceki durumu ve Eflak müfrezesini kurulana kadar ki durum hakkında birkaç şey söyleyeceğini belirtmektedir. Eflak müfrezesi kuruluncaya kadar 4. bölüğün askerleri Volhinya, Podolsk ve Kiev bölgelerinde bulunmaktaydı. Bu bölüğün Moldova sınırına hareketi 23 Mayıs ile 10 Haziran arasında gerçekleşmiştir.
Genç Rus subay Türklerle olası çatışma için alınan önlemleri ise şu şekilde sıralamıştır:
Türkler ise ordularını Rusçuk’a ve özellikle, Ekim ayının ortasında, Tuna nehrinin sol yakasındaki ele geçirdikleri Kalafat’ın karşısında bulunan Vidin’e çekmeye başladılar. Türklerin yaklaşık 10 bin askeri Sistov’da, 4 bin askeri ise Plevne’de bulunmaktaydı.
27 Eylül’de Rusçuk’ta, 29 Eylül’de ise Silistre’de Osmanlı Padişahının Ruslara savaş açtığını bildiren fermanı okundu. 4 Ekim’de Türkler, topçu bataryalarını Yerköy’ün karşısına yerleştirmeye başladılar. Ömer Paşa komutasındaki birlikler 12 Ekim’de saldırılarına başladı. Türklerin, Kalafat’ta savunma hattı kurup, Tuna’nın yukarı bölgelerine doğru harekete geçtiğini öğrenen Knez Gorçakov, Korgeneral Fişbah’ı (Karl Federoviç) Kraivo’ya çağırmış böylece Belgard (Karl Aleksandroviç) komutasındaki piyade birliklerimiz 29 Ekim’de Kraivo’ya gelmiştir.
Tuna çevresindeki köylerde yaşayan yerel halk Türklerin gelmesiyle mutlu olmaya başladı, hatta Eflak bölgesinden bazıları Ruslara karşı düşmanca tavırlar gösterdiler.
1854 Yılı
Savaş şartlarına rağmen karargâhta yeni yıl kutlaması yapıldığını belirten subay, notlarına şu şekilde devam etmektedir: 3 Ocak günü, daha önce öldüğünü düşündüğümüz askerlerin esir alındığı haberini aldık. 5 Ocak’ta ise Türklerin sabahın ilk ışıklarıyla topçu birlikleriyle Boeleşti’ye saldıracağı haberini aldık. Bu yüzden Eflak müfrezemiz güçlü olsa da önlemlerimizi arttırmaya devam ettik. Gün doğumundan hemen önce, 12 top yerleştirilmişti. Nöbetçiler karla örtülü kamuflajlı siperlere dağılmış, siperde başlarında beyaz örtülerle tüfekleri hazır bir biçimde bekliyorlardı. Böyle bir hazırlıkla karşılaşan Türkler geri çekildi. Görünüşe göre Türkler asıl saldırı için değil, sadece keşif amacıyla yaklaşmışlardı. Ancak askerî kampın düzeni, hazırlanmış topçu mevzileri ve nöbet sisteminin sıkılığı onları caydırmıştı. Türk süvarilerinin atları bile ilerlemekten ürkmüştü.
8 Ocak Cuma – Yüzbaşı Kolesnikov görev yerinden döndükten sonra bizim birliğin komutasını devraldı. Kolesnikov bana Çatana muharebesiyle ilgili çok şey anlattı. Türklerin yaralı askerlerimizi öldürdüğünü, üzerlerinden botları, paltoları aldıklarını yüzbaşının anlattıklarından öğrendim. Ayrıca Kolesnikov, Türk ordusunda görevli bir askerin esir Rus askeriyle Rus askerlerinin cesaretleri hakkında konuştuğu için, ikisinin de orada öldürüldüğünü de anlattı. Ancak subay, bu tür anlatıların doğruluğunun şüpheli olduğunu da belirtmiştir.
15 Ocak 1854’te biten hatıratın yayınlanan ikinci bölümü 16 Ocak tarihinden başlayıp 10 Nisan 1854’e kadar devam etmektedir. Bu bölümde sadece Poiana (Kuzey Moldova) ve Moldovito (Kuzey Romanya) bölgelerindeki durum hakkında genel bilgiler verilmiştir.
Hatıratın ikinci bölümünde dikkat çeken bölümlerden biri, Rus Çarı I. Nikola’nın, Knez Gorçakov’a gönderdiği telgraf olmuştur. Hatıratı yazan subayın 23 Ocak 1854 Cumartesi gününe ait olduğu anlaşılan telgrafta, I. Nikola şunları yazmıştır: “Herkese selam ve saygılarımı ilet. Onlara ve tüm birliklere, yaklaşan yılın hepimizi yeni zaferlerle taçlandıracağına dair beklentimi bildir”. Rus Çarının zafere olan inancını göstermesi bakımından önemli olan bu telgraftan sonra genç subay; ordudaki herkesin görevini layıkıyla yerine getirmeye hazır olduğunu ve ordunun moralinin üst seviyeye çıktığını belirtmiştir.
Hatıratın üçüncü bölümü ise, Yekaterinburg alayının Baileşti’den Bükreş’e yürüyüşü hakkında bilgi vererek başlamaktadır. Subay, bu bölümde Türklere karşı alınan önlemlerden de bahsetmiştir. Hatıratının 3-15 Mayıs’a tarihlenen bölümünde, genç subay, General Dannenberg’e Eflak’tan Oltu nehrine kadar olan yerin güvenliğinin sağlanması görevinin verildiğini ve kendisine 12 maddelik bir görev listesi iletildiğini aktarır. Bu maddeler, Türklerin hareketlerine hangi hamlelerle karşılık verileceğine dair yapılan hamlelerdir.
Hatırat, Silistre, Bükreş, Frateşti hakkında da bilgi verdikten sonra Jurya yakınlarında Türk ordusu karşısında alınan yenilgiden bahseder. Bu yenilgiden sonra Balkanlar’daki tüm Rus ordusuna yeni alınan kararlar iletilmiştir.
Sonuç
1853–1856 Kırım Savaşı’nın Balkan cephesine dair tarih yazımında önemli bir kaynak olan ve isimsiz bir Rus subayının hatıratı, yalnızca askerî harekâtları değil, dönemin sosyo-politik ve kültürel atmosferini de detaylı biçimde yansıtmaktadır. Hatıratta yer alan gözlemler, Tuna boylarındaki çatışmaların seyrini, Rus ordusunun lojistik ve moral durumunu, bölgedeki halklarla olan ilişkileri birincil tanıklıkla belgelemektedir. Hatırat, Rus askerî komutanlarının stratejik karar alma süreçleri, emir-komuta zincirleri ve lojistik hazırlıkları, hatırat üzerinden ayrıntılı biçimde takip edilebilmektedir. Ayrıca hatıratta yer alan Türk esirlerle ilgili anlatılar, savaşın insanî boyutunu ve dönemin savaş etiğine dair algıları da yansıtmaktadır.
Savaş tarihçiliği açısından değerlendirildiğinde, bu tür hatıratlar yalnızca olayların kronolojisini sunmakla kalmayıp, aynı zamanda savaşın bireysel algısını, duygusal yükünü ve yerel etkileşimlerini de gün ışığına çıkarmaktadır. Özellikle hatırat sahibinin askeri disiplin, cesaret ve kararlılık gibi değerlere yüklediği anlam, dönemin Rus askeri zihniyetine dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bununla birlikte, hatıratta geçen söylentiler, duygusal yorumlar ve kişisel çıkarımların tarihsel analizde dikkatle ele alınması gerektiği unutulmamalıdır. Ayrıca bu tür Rus müelliflerin hatıratlarında Rus takvimi dikkate alındığından, araştırmalarda bunun da gözden kaçırılmaması gerekmektedir.
Sonuç olarak, bu hatırat, Rusya’nın Balkan stratejisi, Osmanlı savunması, yerel halkların tutumu ve savaşın çok cepheli doğası hakkında özgün bilgiler sunmakta; bu yönüyle Kırım Savaşı’nın Balkanlar’daki boyutunu anlamada vazgeçilmez bir birincil kaynak işlevi görmektedir. Bu tür belgelerin tarih yazımındaki yeri, yalnızca savaşın makro anlatısını değil, mikro düzeydeki bireysel deneyimleri de kapsayan çok katmanlı bir tarih anlayışının kurulmasına katkı sağlamaktadır. Ancak bu bilgiler subayın da belirttiği gibi doğruluğu tartışılabilir bilgilerdir. Bu nedenle böyle kaynakların dönemin diğer kaynaklarıyla beraber karşılaştırmalı okunması bilgilerin güvenilirliğini sağlaması açısından önemlidir.
Not: Bu metin V. Uluslararası Balkan Çalışmaları Kongresi’nde sunulmuştur.