Gospodinov’un Edebi Kimliği
Georgi Gospodinov, 1989 sonrası Bulgar edebiyatının en önemli figürlerinden biri olarak dünya çapında en çok çevrilen ve takip edilen yazarların başında gelmektedir. 1968 yılında Bulgaristan’ın Türkiye ile sınırı olan Yanbolu (Yambol) şehrinde dünyaya gelen yazar, Sofya Üniversitesi’nde Bulgar filolojisi eğitimi almıştır. Edebiyat hayatına ilk adımlarını şiirle atan Gospodinov daha sonra roman, öykü, deneme ve oyun sahalarında verdiği eserlerle çok yönlü bir sanatçı profili çizmiştir. Bundan dolayı yazarın edebi dünyasını anlamak, sadece tek bir metnine odaklanmakla değil eserleri arasındaki organik bağı kavramakla mümkün görünmektedir.
Gospodinov’un roman dünyası; Doğal Roman, Hüznün Fiziği ve Zaman Sığınağı arasında kurulan sıkı bir referans ağına dayanmaktadır.
Bu üç roman, birbirine sürekli olarak göndermeler yapmakta ve ortak anlatıcılar, karakterler paylaşarak tematik açıdan birbirini tamamlayan bir bütünlük arz etmektedirler. Gospodinov’un röportajlarında kendisinin de belirttiği üzere bu romanların her biri ayrı bir bilim dalına ve farklı on yıllara odaklanmaktadır. 1999 tarihli ilk romanı olan Doğal Roman, 1990 yılının toplumsal ve bireysel yıkımlarına odaklanırken bir yandan da arka planda doğa tarihi ve antik felsefeyi işlemektedir. İkinci romanı Hüznün Fiziği’nde ise okuyucu, antik mitolojinin (Minotor efsanesi), kuantum fiziğinin sınırlarıyla kesiştiği bir labirentin ortasındadır adeta. Son eseri Zaman Sığınağı’na baktığımızda ise odağa zaman teorileri, tıp, bellek ve alzheimer gibi meselelerin yerleştiğini görmekteyiz. Bu üçlü yapının merkezinde parıldayan ve tüm eserleri birbirine bağlayan temel dinamiğin ise nostalji kavramı olduğunu söyleyebiliriz.
Nostalji Kavramı: Tanım ve Sınırlar
Nostalji kavramı, zamanın gündelik dilinde o kadar kanıksanmıştır ki genellikle sadece geçmişe ait eşyalar, müzikler veya kıyafetler üzerinden basit bir özlem duygusuyla ilişkilendirilmektedir. Ancak kavramsal düzeyde nostalji, sadece bir “özlem” değil zaman, bellek, toplumsal hafıza, tarihyazımı ve mekan gibi pek çok alt başlığı içinde barındıran bir çatı olma özelliği göstermektedir.
Svetlana Boym’un tanımıyla nostalji “artık var olmayan veya hiç var olmayan bir eve duyulan özlem” olarak ifade edilmektedir. Bu tanım, nostaljiyi anakronizm ve gerçek ile hayal arasındaki sınırların bulanıklaştığı bir sapma alanı olarak konumlandırır. Boym, nostaljiyi bir sinema imgesiyle tarif ederken “üst üste bindirilmiş iki kare” tasvirini kullanır: Geçmiş ile şimdi, sıla ile gurbet, rüya ile gerçek, kurgu ile hakikat bu iki karede birleşir. Ancak bu “ikiyi bire indirme” çabası bir yandan da negatif çıktıları beraberinde getirmektedir: Görüntüde bulanıklık, çerçevede kırılma ve hatta yüzeyde yanıklar… İki ayrı kareyi tek bir imgeye sıkıştırmak; görüntüyü bulanıklaştırır, parçalar kendi tekilliğini yitirir ve bazen tümden bir görüntü kaybına yol açarak çerçeveyi kırar veya yüzeyde yanıklar oluşturur. Bu durum gerçek ile hayalin sınırlarını bulanıklaştıran, nesneleri ve anıları kendi bağlamlarından kopararak onlara yapay bir ütopya sunan zihinsel, zamansal ve mekansal bir sapmaya denk düşmektedir.
Zaman Sığınağı romanında bahsettiğimiz bu “üst üste bindirme” hadisesinin, hem içerik hem de romanın sistematik kuruluş yapısında temel alındığını görmekteyiz. Başka bir deyişle yazar, nostalji kavramını yalnızca bir konu tercihi olarak değil metnin karakter kurulumlarından anlatım tekniklerine kadar her hücresine sinen bir araç olarak kullanmaktadır.
Zaman Sığınağı: Ütopyadan Distopyaya Bir Kaçış
Zaman Sığınağı romanı, zamanın başlangıcı ve doğası üzerine kafa yoran bir anlatıcı ile hafızasını yitiren hastalar için “geçmiş klinikleri” kuran gizemli karakter Gaustin’in karşılaşmasıyla başlar. Başlangıçta bu klinikler şimdiki zamanda yaşayamayan Alzheimer hastalarına kendilerini güvende hissedecekleri geçmişin “on yıllarını” sunmak üzere tasarlanmış masum projelerdir. Kliniklerin her katı belli bir on yıla ayrılmıştır: 1940’lı yıllar bodrumda yer alırken 1980’li ve 90’lı yıllar çatı katındadır örneğin. Odalar; dönemin sigara markaları, duvar kağıtları, gazete haberleri ve reklamlarıyla en ince ayrıntısına kadar döşenerek “güvenli bir geçmiş alanı” yaratılmıştır.
Ancak sığınak fikri kısa sürede kliniklerin sınırlarını aşar. Sadece hastalar değil, sağlıklı insanlar ve “geçmiş tacirleri” de bu yapay geçmişe sığınmak isterler. Böylece geçmişi canlandırma faaliyeti bireysel bir tedavi yönteminden çıkarak toplumsal bir çılgınlığa dönüşür. Bu süreç, Avrupa ülkelerinin hangi on yılda yaşamak istediklerini seçmek üzere “geçmiş referandumları”na gitmesiyle zirveye noktasına ulaşır. Her ülke kendi tarihinden bir dönemi seçer; ancak bu toplu geçmişe dönüş, başlangıçtaki koruyucu “zaman sığınağı” özelliğini kaybederek dünyayı zamanın sonunun geldiği distopik bir karanlığa sürükleyecektir.
Zaman ve Mekan Teorileri: Evrenin Yasalarına İsyan
Nostalji kelimesi, etimolojik olarak “nostos” (eve dönüş) ve “algia” (özlem) kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Bu anlamda eve dönüş kavramı içinde zorunlu bir mekansallık taşımakta özlem duygusu ise şimdi ile geçmiş arasına zamansal bir mesafe koymaktadır.
Modern fiziğin perspektifinden bakarsak eğer insan, üç boyutta hareket edebilmesine rağmen dördüncü boyut olan zaman içinde hapsolmuş bir varlıktır.
Zaman içinde isteğe bağlı hareket etmek fiziki kanunlara göre insan için imkansız gözükmektedir. Ancak nostalji evrenin bu katı yasalarını çiğneme ve değiştirme kudretine sahip bir yapı oluşturabilir. Nostaljik kişi, zamanın geri döndürülemezliğine boyun eğmeyi reddederek zamanı adeta bir mekan gibi yeniden ziyaret etmek isteğindedir. İşte tam da bu örnekte olduğu gibi Zaman Sığınağı romanında da nostalji, zamanı mekansallaştırarak ona “sığınak” özelliği yükler. Ve böylece geçmiş klinikleri roman kahramanlarına zamanda hareket kabiliyetimizin olmadığı yasasını çiğneyerek bir tür zaman yolculuğu imkanı sunarlar.
Metnin felsefi zemininde ise iki temel zaman teorisinin karşı karşıya geldiği görürüz:
1. Lineer/İlerlemeci Zaman: Modern dünyaya, aydınlanma fikirlerine ve sanayi devrimine ait olan bu anlayış, zamanı daima ileriye giden, tekrarlanamaz ve biricik bir çizgi olarak görmektedir. Bu anlayışa göre Tanrı ölmüş ve kutsallık da kaybolmuştur.
2. Döngüsel Zaman: Başlangıcı ve sonu olan, kutsal ve büyülü bir zaman anlayışıdır. Ancak döngüsel zamanda kişi zamanın dairesinin ortasına çökerek kendisine korunaklı bir yuva inşa etme fırsatı yakalayabilir.
Gospodinov’un metni ilerlemeci zaman çizgisine karşı döngüsel bir tutum takınmaktadır. Örneğin romanın iç sayfalarına çizilmiş olan “gölge adamlar” tersine ayak izlerini takip ederek geçmişe doğru yürürler; ancak bu, aynı zamanda geleceğe doğru bir gidişi de sembolize etmektedir. Bunun dışında metnin sonunda tarihsel bir “son” fikriyle karşılaşırız. Roman 1 Aralık 1939 (zamanın sonu) ve 1 Eylül (savaşın başlangıcı) tarihleri arasında kurduğu döngüsellik ile geleceğin olmayacağı korkusunu ve kıyamet endişesini metne taşımaktadır. Tüm bunlar metinde zamanın döngüselliğine vurgu yapıldığına dair işaretlerdir.
Bellek ve Tarihyazımı: Frankenstein’ın Canavarı Olarak Tarih
Nostaljinin sığınağı ve koruma alanı ise bellektir. Bellek, sadece insan zihniyle sınırlı değildir; nesnelerin, kitapların ve mekanların da bir hafızası vardır. Mekanlar, geçip giden zamanın izlerini saklar veya değiştirirler ancak bu izlerin algılanabildiği yegane yer yine insan zihnidir. Bireysel belleklerimizi oluştururken anıları eler, seçer, ayıklar ve çoğunlukla değiştirerek kurgularız. Bireysel hafızalarımızın yanında, toplumsal bir paydada buluştuğumuz “kollektif bellek” kavramı ise tam da bu noktada devreye girmektedir. Kollektif bellek; ortak rüyalar, kahramanlıklar ve zaferlerden oluşan ortak bir zaman algısı yaratmaktadır. Ancak tıpkı bireysel bellekte olduğu gibi kollektif bellek de kayıt işlemi sırasında görüntüleri üst üste bindirirken bulanıklıklara, silmelere ve kurgusal hatalara yol açabilir.
Gospodinov belleğin bu parçalı yapısını ve tarihyazımı sürecinde yapılan oyunları “Frankenstein’ın canavarı” benzetmesiyle eleştirir. Romanda şu sorunun geçtiği görülür: “Geçmişin cesediyle deney yapıp her seferinde Frankenstein canavarı mı elde edeceğiz?” Geçmişi canlandırma veya parça parça yeniden oluşturma çabası, sonunda birbirinden alakasız ve parçalarının dikiş yerleri belli bir şekilde birleştirildiği yapay bir yaratık (tarih) ortaya çıkarmaktadır. Tarih bu anlamda bir bakıma canavardır ve ülkelerin referandumlarla seçtikleri geçmişler dünyayı bu canavarın içine hapsedecektir.
Postmodernist Roman Yapısı
Zaman Sığınağı nostaljiyi yalnızca romanın içeriğini kurduğu bir yapı olarak kurgulamaz aynı zamanda postmodernist romanın imkanlarını kullanarak nostaljiyi bir eleştiri aracına dönüştürmektedir. Bu açıdan bakıldığında şunları söylebiliriz: Zaman Sığınağı romanı edebi tür bakımından postmodernist bir metindir ve özellikle tarihyazımsal üst kurmaca imkanlarını kullanarak kurgusunu oluşturmaktadır. Metin daha açılışında “Bu romandaki tüm gerçek kişiler kurmacadır sadece kurmaca olanlar gerçektir.” diyerek kurgu ve gerçek arasındaki sınırı adeta yok etme gayreti içerisine girer. Romanın kendisi de tıpkı Gaustin’in klinik projesi gibi deneysel bir projedir. Başka bir ifadeyle Gaustin’in bir kurgu karakter olarak yaratılması, yazarın anlatıcıyla karışması, hayali kitap alıntılarıyla gerçek metinlerin iç içe geçmesi romanı bir “deney ve proje ürünü” haline getirmektedir.
Metnin postmodern yapısını açık eden unsurlar ise şu şekilde sıralanabilir:
Kurgusallığın Açık Edilmesi: Anlatıcı ve yazarın sürekli birbirine karışması, hayali kitap alıntılarıyla gerçek metinlerin iç içe geçmesi.
Parçalı Bellek Yapısı: Hikayelerin klasik olay örgüsünden ziyade bir Alzheimer hastasının zihni gibi gitgide karmaşıklaşan, kısalan ve alakasızlaşan bir düzende sunulması.
Geniş Referans Ağları (Metinlerarasılık): Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ından alınan zaman sığınağı fikri, Borges’ten beslenen anlatıcı-yazar ikiliği, Virginia Woolf ve Auden’ın günlüklerinden yola çıkan bireysel/tarihsel zaman çatışması.
İsimlendirmelerin Gücü: Gaustin karakterinin isminin Aziz Augustinus (ilahiyatçı) ve Garibaldi (devrimci) isimlerinin birleşimi olması, karakterin geçmiş ve geleceği birleştiren bir zaman flanörü olduğunu simgelemektedir.
Tarihyazımsal Üstkurmaca: Tarihi bir bağlamı odağa alarak bugünün meselelerini tartışmaya açan bu yapı, geçmiş referandumları aracılığıyla bireysel ve kolektif hafızayı bugüne taşımaktadır.
Zamanın Sonu ve Balkan Bağlamı: Sonuç Yerine
Gospodinov’un nostalji üzerinden kurduğu bu eleştirel evren, romanın sonunda daktilo kelimelerinin anlamsız sıralanışıyla bir “yok oluş” temsiline ulaşmaktadır. İlerlemeci zamanın yıkılışı ve döngüselliğin yarattığı son fikri, insan eylemlerinin (savaşlar, yıkımlar) hazırladığı dünyanın sonunu haber verir gibidir. Tüm bu tartışmalar Balkan bağlamına oturtulduğunda; nostalji ve tarihyazımı ilişkisi güncel soykırımlar, geçmişi silme faaliyetleri ve ulus devlet sınırları gibi meselelerle derinlik kazanmaktadır.
Romanın sonunda tarihin döngüselliği bizi kaçınılmaz bir yıkıma ulaştırmıştır. Metnin açılışında 1 Aralık 1939’da “insan zamanının sonunun geldiği” belirtilirken son sayfaya gelindiğinde ise her şeyin kilidini açacak olan 1 Eylül (İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı) günü gelip çatar. Bu noktada döngünün tamamlandığı görülmektedir ancak bu durum “geleceğin olmayacağı korkusunu” da beraberinde getirmiştir.
Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür: Zaman Sığınağı nostaljiyi sadece geçmişe duyulan lirik bir özlem olmaktan çıkararak modernitenin ilerlemeci zaman anlayışına, kimlik inşasına ve tarihyazımına yönelik radikal bir eleştiri olarak sunar. Gospodinov belleğin parçalı yapısını, tarihin kurgusallığını ve insanın zamandaki hareket arzusunu postmodernist bir hale dönüştürerek tüm bunları bir laboratuvarda birleştirir ve bu romanı yazar.
Gospodinov’un romanı ise bize şunu fısıldamaktadır: Geçmişi bir sığınak olarak kurgulamak, aslında geleceği yok etmekle bir bakıma eşdeğerdir. Eğer insanlık sürekli olarak kendi Frankenstein canavarlarını (yapay geçmişlerini) yaratmaya devam ederse, zamanın döngüsü her seferinde bizi en büyük yıkımların başladığı o karanlık sabaha geri döndürecektir.
Not: Bu metin V. Üsküp Düşünce Okulu Sempozyumu’nda (V. Üsküp Düşünce Okulu Mezuniyeti) sunulmuştur.
KAYNAKÇA
Boym, Svetlana. Nostaljinin Geleceği. Çeviren Ferit Burak Aydar. İstanbul: Metis Yayınları, 2009.
Gospodinov, Georgi. Doğal Roman. Çeviren Hasine Şen Karadeniz. İstanbul: Metis Yayınları, 2018.
Gospodinov, Georgi. Hüznün Fiziği. Çeviren Hasine Şen Karadeniz. İstanbul: Metis Yayınları, 2017.
Gospodinov, Georgi. Zaman Sığınağı. Çeviren Hasine Şen Karadeniz. İstanbul: Metis Yayınları, 2022.
Halbwachs, Maurice. Hafızanın Toplumsal Çerçeveleri. Çeviren Büşra Uçar. Ankara: Heretik Yayınları, 2016.