Vezirliğe Dair Bir Abbâsî Metninin Osmanlıya İntikali: Bosnalı Hüseyin Hüsnî’nin Zînetü’s-sadâre fî tercemeti Âdâbi’l-vizâreBaşlıklı Tercümesi 

Vezirliğe Dair Bir Abbâsî Metninin Osmanlıya İntikali: Bosnalı Hüseyin Hüsnî’nin Zînetü’s-sadâre fî tercemeti Âdâbi’l-vizâreBaşlıklı Tercümesi 

İslâm siyaset düşüncesinde vezirlik müessesesi, halifeye yardımcı bir makam olarak ortaya çıkmış ve özellikle Abbâsîler döneminde kurumsal bir hüviyet kazanmıştır. Vezir hem yürütme yetkisinin paylaşılmasında hem de idarî işlerin düzenlenmesinde merkezi bir rol üstlenmiş, zamanla siyasî, askerî ve malî sahalarda geniş sorumluluklar yüklenmiştir. Vezirlik üzerine kaleme alınan eserler, bir yandan yönetime dair uygulamaların teorik bir çerçevesini sunarken öte taraftan İslâm siyaset düşüncesinin devlet düzeni ve bürokrasi anlayışını da yansıtmıştır. Bu açıdan çığır açıcı metinlerin başında Abbâsî döneminde önemli görevlerde bulunmuş olan meşhur Şâfiî fakihi Ebü’l-Hasen el-Mâverdî’nin (ö. 450/1058) kaleme aldığı Kavânînü’l-vizâre gelmiştir. Eser, vezirlik kurumunu siyasî ve idarî açıdan müstakil olarak ele alması yönüyle önem arz etmiştir. Vezirliğin bir fakih gözüyle teorisini yapan Mâverdî’nin özellikle tefvîz veziri ve tenfîz veziri şeklinde geliştirdiği tasnif ve tahliller, sonraki pek çok siyaset düşüncesi metninde kendisine yer bulmuştur.

Mâverdî’nin diğer eserlerinin aksine Kavânînü’l-vizâre çok fazla referans alınan bir metin olmamışsa da Osmanlı ilim ve bürokrasi çevrelerinde ilgi görmüş ve Osmanlı döneminde bilindiği kadarıyla dört defa tercüme edilmiştir.  Bu bağlamda Balkan kökenli bir Osmanlı âlimi olan Hüseyin Hüsnî el-Bosnevî, Mâverdî’nin söz konusu eserini Zînetü’s-sadâre fî tercemeti Âdâbi’l-vizâre ismiyle Osmanlı Türkçesine kazandırmıştır. Mütercimin tam adı Hüseyin Hüsnî b. el-Hacc Sâlih el-Bosnevî olup kimliği hakkında ayrıntılı bilgi mevcut değildir. Ancak Kânun-ı Hitabet isimli bir başka eserinin daha bulunduğu tespit edilmiş ve eserlerinin ferağ kaydından isminin Hasan Hüsnî b. el-Hacc Sâlih el-Bosnevî; doğum yerinin ise Mostar olduğu bilgisine ulaşılmıştır.

Tercümenin ortaya çıkış süreci ve amacı dönemin siyasi ve bürokratik yapısıyla yakından ilişkilidir. Mütercim, tercüme metne müstakil bir mukaddime kaleme almış ve burada eserin yazılma gerekçesini açıklamıştır. Buna göre her ne kadar mütercim esere ilgi duymuş olsa da süreç, dönemin hekimbaşı olan Mustafa Behçet Efendi’nin meclisinde başlamıştır. Behçet Efendi, eserin pek çok faydayı barındırdığını belirterek Bosnevî’den bu risaleyi “zamanımızda Türkî ibâre-i vâzıha ile” (açık bir Türkçe ifadesiyle) tercüme etmesini istemiştir. Eserin doğrudan devlet ricalinin siparişiyle mütercime tevdi edilmiş olması tercümenin sebeb-i telifinin yalnızca mütercimin şahsi arzusu değil, aynı zamanda devlet otoritesinin yönlendirmesi olduğunu göstermektedir. Tercüme tamamlandıktan sonra dönemin sadrazamı Mehmed Said Galip Paşa’ya takdim edilmek üzere Zînetü’s-sadâre fî tercemet-i âdâbi’l-vizâre olarak isimlendirilmiş ve yeniden düzenlenmiştir. Bosnevî mukaddimede vezir için “vâkıf-ı dekayik-i nizâm-ı mülk u millet”, “sâhib-i seyf ü kalem”, “lütf u kerem-i mücessem” gibi nitelemeler kullanmıştır. Bu ifadeler, İslam siyaset düşüncesinin temel kavramları olan nizâm, adâlet ve kerem erdemlerinin ön plana çıkarıldığını göstermektedir. Böylece mütercimin ve dönemin siyasi anlayışının İslam siyaset düşüncesinin kavramsal çerçevesiyle uyumlu bir zeminde şekillendiği söylenebilmektedir.

Bosnevî, tercüme sürecinde kaynak metne mümkün olduğunca sadık kalmaya önem vermiştir. Kaynak metnin fasıllar ve her fasılda alt kısımlar şeklinde kurgulanmış yapısı tercümede de korunmuş özellikle bölüm başlıkları ve içerikleri tercümede aynen takip edilmiştir. Mütercim metni oluştururken ayet, hadis veya hikmetli sözlerin önce Arapça asıllarına ardından tercümelerine yer vermiştir.

Ancak bu pasif bir aktarım değildir. Mütercim, metni dönemi açısından daha anlaşılır kılma ve Osmanlı dünyasına uyarlama hususunda dikkat çekici bir çaba göstermiştir. Kelimelerin Osmanlı Türkçesine aktarımı sırasında görülen kavramsal düzeydeki değişiklikler ile tercümeye yapılan eklemeler mütercimin metni dönemin Osmanlı siyaset terminolojisine uyarlama, yani “Osmanlılaştırma” yönündeki bilinçli tercihlerinin yansımasıdır.

Bu “yerlileştirme” faaliyetinin en belirgin örneklerinden biri kaynak metinde geçen kavramların dönüştürülmesidir. Mütercim, ana kaynakta devlet başkanını ifade etmek için kullanılan “Melik” kelimesini, olumlu bağlamlarda “Padişah” olarak değiştirmiştir. Örneğin, “Meliklerin mansıbı insanların en şereflisidir” cümlesini “Pâdişâhlar mansıb cihetiyle nâsın eşrefi…” şeklinde aktarmıştır. Buna karşılık, olumsuz bir bağlam söz konusu olduğunda kelimeyi aynen bırakmıştır. Mâverdî’nin “Mülûkun nefsindeki kin korkutucudur, çünkü onlar intikamla hareket ederler” minvalindeki ifadesini çevirirken Bosnevî, “Padişah” kelimesini kullanmamış, “Mülûk intikamla mücâzât ve kin ile muâhezeyi mekremet addederler” diyerek “Mülûk” kelimesini tercih etmiştir. Mütercimin bu tercihi, Kur’an-ı Kerîm’de “mülûk” kelimesinin geçtiği olumsuz bağlam -Neml 27/34: (Kraliçe Belkıs) şöyle dedi: “Krallar bir memlekete girdi mi orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hâle getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.”- ile Osmanlı siyasi tahayyülündeki yüceltilmiş “Padişah” tasavvuru arasında bilinçli bir denge kurduğunu göstermektedir. -Ancak metin içerisinde özellikle olumlu veya olumsuz bir bağlamda kullanılmadığı kısımlarda kavramın aynen tercüme edilmesi bu konudaki genellemenin önüne geçmektedir.- Benzer şekilde, “reâya” yerine zaman zaman “zîrdestan”, “mülk” yerine “saltanat” veya “memleket” kelimelerinin tercih edilmesi de mütercimin metni yerlileştirme tasarrufunun bir örneği olarak okunabilir.

Bir diğer önemli müdahale alanı, metnin siyasi mesajını güçlendiren eklemelerdir. Mütercim, kaynak metinde yer almayan ifadelerle metni bir nevi şerh etmiştir. Örneğin, sultanın vezir üzerindeki haklarının anlatıldığı pasajda sultanın ve devletin bekasının önemine dair, Mâverdî’nin metninde bulunmayan şu cümleyi eklemiştir: “Müstakîm olmak lâzım gelse nâs serîan müteferrik ve tavâyif olub bilâ imâm kalmak lâzım gelirdi.” Bu ekleme ile mütercim, devlet başkanının birlik ve istikrar için vazgeçilmez olduğuna dair güçlü bir vurgu yapmış vezirin sultana sadakatini sadece bireysel bir görev değil, toplumsal bütünlüğün (nizam-ı âlem) teminatı olarak sunmuştur. Mütercimin bir diğer etkisi ise kaynak metindeki kapalı kelimeleri açıklama faaliyetidir. 

Sonuç olarak, Bosnalı bir alim olan Hüseyin Hüsnî’nin Zînetü’s-sadâre fî tercemeti Âdâbi’l-vizâre başlıklı eseri basit bir tercüme faaliyetinin ötesine geçmektedir. Mütercim, kaynak metne yapısal olarak sadık kalmakla birlikte yaptığı kavramsal tercihler ve eklemelerle metni Osmanlı siyaset düşüncesiyle uyumlu hale getirmiştir. Bosnevî’nin bu çabası, klasik bir metnin Osmanlı bürokrasisinin ihtiyaçlarına ve zihniyet dünyasına nasıl uyarlandığını göstermesi açısından somut ve önemli bir örnektir. 

Not: Bu yazı Uluslararası Akhisari Çalıştayı: Osmanlı Avrupa’sında Siyaset ve Ahlak
(1500-1800) başlıklı çalıştayda sunulmuştur.

Kaynakça

Barça, İbrahim. Bilge Yöneticinin El Kitabı. İstanbul: Klasik Yayınları. (2014).

Bosnevî, Hüseyin Hüsnî. Zînetü’s-sadâre fî tercemeti Adâbi’l-vizâre, İÜ Kütüphanesi, 2729; Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi, 1857.

Hançabay, Halil İbrahim. “Abbâsîler Döneminde Vezirlik (295-530/908-1136)”. Doktora Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2016.

Hançabay, Halil İbrahim. “İslâm Tarihinde Vezirlik Müessesesinin Ortaya Çıkışı ve Mâhiyeti.” 6. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi Bildiriler Kitabı, IV. (2017)

Kavak, Özgür. Siyaseti Türkçe Düşünmek: Siyaset Düşüncesi Eserlerinin Osmanlı Türkçesine Tercümeleri (1362-1807). İstanbul: Klasik Yayınları. (2025).

Mâverdî, Ebû’l-Ḥasen ʿAlî b. Muḥammed el-Baṣrî. el-Aḥkâmu’s-Sulṭâniyye. Dâru’l Hadîs, t.y.

Mâverdî, Ebû’l-Ḥasen ʿAlî b. Muḥammed el-Baṣrî. Kavânînü’l-vizâre ve siyâsetü’l-mülk, hz. Rıdvan Seyyid. Beyrut: Daru’t-Talîa. (1979).

Benzer Yazılar

Yorum Yap