20. yüzyılın başında yaşanan savaşlar, sınır değişiklikleri ve zorunlu göçler, Balkan coğrafyasındaki etnik yapıları radikal biçimde dönüştürdü. Bu dönüşüm sürecinde Osmanlı Devleti’nden ayrılan Batı Trakya, öncelikle Bulgaristan ve sonrasında Yunanistan sınırları içine dahil oldu. Sınırların değişimi ile Yunanistan, Anadolu’dan gelen mübadele nüfusunu entegre ederek etnik ve dini olarak homojen bir ulus-devlet yapısı kurmaya başladı. Ancak bu ulusal projeye dahil olmayan, tarihsel olarak bölgede yüzyıllardır varlık gösteren bazı topluluklar da vardı. Batı Trakya’daki Türk-Müslüman nüfus, bu geride kalanlar arasında yer aldı. Lozan Barış Konferansı’nda 1923 yılında imzalanan nüfus mübadelesi protokolü uyarınca Batı Trakya’daki Müslümanlar mübadele dışında bırakılmış ve bu durum neticesinde yaklaşık 130.000 Türk Batı Trakya’da kalmaya devam etti.[1]
Yeni ulus-devletin sınırları içinde kalan Türk toplumu, kısa sürede siyasal ve toplumsal dönüşümlerin bir parçası oldu. Osmanlı dönemindeki göreli özerklikten, modern bir ulus-devlet içinde kontrol altına alınan bir azınlığa dönüşen bu topluluk, özellikle 1923–1933 yılları arasında kendi kurumlarını ve kimliğini koruma mücadelesi verdi.[2] Söz konusu direnç mekanizmalarından birisi basın olmuş, Batı Trakya Türkleri gazete ve dergi yayınları ile toplumsal kimliklerini devam ettirmeye çalıştı.
Bir Azınlık Basını Örneği Olarak Hak Yol Gazetesi
Gregory Jusdanis modernleşme sürecini, geleneksel dinsel ve imparatorluk temelli aidiyet biçimlerinin yerine, bireyleri ortak hikâyeler ve kültürel imgeler etrafında bir araya getiren bir millî kimlik anlayışını getirmesi olarak açıklar.[3] Edebî üretim hem bireylerin kendilerini bir ulusun parçası olarak görmelerine katkı sağlar hem de bu ulusu tahayyül etmelerine yardımcı olacak ortak değerler ve duygular inşa eder. Millî edebiyat kanonu, ulusal birliğin yalnızca temsili değil, aynı zamanda kurucu bir parçası hâline gelir; çünkü vatandaşlara belli bir tarihsel süreklilik, kültürel birliktelik ve ortak kader duygusu kazandırır.[4]
Bu doğrultuda, Batı Trakya Türkleri için gazete ve dergiler, yeni sınırlar içerisinde bireyleri ortak bir kültürel zemin üzerinde buluşturan ve sahip oldukları kültür ile değerleri korumaya imkân tanıyan önemli bir direnç mekanizması hâline gelmiştir. 1923 tarihinden itibaren Türkçe basın faaliyetleri de ivme kazanmış, ilk Türkçe gazete, “Zaman” gazetesi olmuştur. [5] 1950’lere gelindiğinde ise Türklerin yoğun olarak yaşadığı Gümülcine’de Hak Yol gazetesi basılmıştır. 1952 yılında haftalık olarak Arap harfleriyle yayın hayatına başlayan Hak Yol, Yusuf Hasan, Hasan Hicri ve Hüsnü Yusuf gibi isimlerin öncülüğünde çıkarılmıştır.
Hak Yol gazetesi inkılaplara muhalif ve geleneksel düzenin savunucusu olarak konumlanmıştır. Hak Yol gazetesinde yer alan Türkiye karşıtı yazılar, hem azınlık içinde fikir ayrılıklarına yol açmış hem de Yunan hükümetinin dikkatini çekmiştir.
Bu yayınlar nedeniyle 1950’li yıllarda gazete kapatılmış, yazarlardan Hüsnü Yusuf ise tutuklanarak Kavala’ya sürgün edilmiştir. [6] Hak Yol’un inkilap karşıtı yazıları Türk hükumetinin de dikkatini çekmiş, gazetenin Türkiye’ye sokulması ve dağıtımı yasaklanmıştır. İçişleri Bakanlığı’nın 16 Ocak 1953 tarihli yazısına istinaden, gazete hakkında men kararı alınmıştır.[7]
Muhafazakâr Söylemin İnşası
Hak Yol, kısa süren yayın hayatına rağmen yalnızca yerel bir basın organı olmanın ötesine geçmiş; aynı zamanda belirli bir cemiyetin, kültürel bir geleneğin ve kolektif bir kimliğin taşıyıcısı olmuştur. Günümüze ulaşan sınırlı sayıdaki nüshaları, Batı Trakya’daki muhafazakâr söylemin nasıl inşa edildiğine ve bu söylemin hangi tarihsel, kültürel ve toplumsal dinamiklere yaslandığına dair önemli ipuçları sunmaktadır. Gazetenin söylemsel çerçevesinde en sık vurgulanan tema, İslami geleneğin korunmasıdır. Bu doğrultuda Hak Yol, bir milletin varlığını sürdürebilmesi için gelenek ve göreneklerine sahip çıkması gerektiğini savunur. Gazetede yer alan bir makalede, millî geleneklerin zamanın ruhuna göre dönüşmesinin doğal olduğu belirtilirken, bu geleneklerin yerine “yabancı adetlerin cebren ikame edilmesi” açıkça bir ihanet olarak tanımlanmakta ve bu tür değişimler “tahrip eden inkılaplar” şeklinde nitelendirilmektedir.[8]
Hak Yol, modernleşme adına İslami değerlerden uzaklaşan bireyleri eleştirirken, Batı Trakya’daki Müslümanlar arasında iki zihniyetin çatıştığını ileri sürer.[9] Bunlardan ilki, Kur’an-ı Kerim ve İslami geleneği her şeyin üzerinde tutan bir anlayışı temsil ederken; ikincisi, inkılapçılığı ve sekülerleşmeyi savunan bir bakış açısını yansıtmaktadır.[10] Gazete, bu çatışmanın Müslüman toplum açısından tehlikeli olduğunu belirterek, Türklerin ancak İslamî geleneğe bağlı kalarak birlik ve dirlik içinde yaşayabileceklerini savunur.
Hak Yol, yalnızca bireysel dindarlığı değil, kolektif dini aidiyetleri de öne çıkarır. “Cemiyet” kavramı hem dini hem de toplumsal anlamda kullanılır; camilerin, müftülük kurumunun, vakıf mallarının, dini günlerin ve toplu ibadetlerin önemini vurgulayarak muhafazakâr bir kamusal alanın inşasına katkıda bulunur. Gazetede sıkça karşılaşılan “iman”, “din kardeşliği” ve “ümmet” gibi kavramlar, yalnızca dini referanslar olarak değil, aynı zamanda asimilasyona karşı birer direnç göstergesi olarak kurgulanır.
Hak Yol’un, dini ve kültürel kimliği muhafaza etme yöntemlerinden biri de İslami pratiklerin sürekliliğini vurgulayan yazılara yer vermesidir.
Regaib, Miraç, Berat geceleri gibi kandillerin yanı sıra Ramazan ayı, hac ve kurban ibadetleri üzerine yazılan yazılar, bireysel dindarlığı teşvik etmekle kalmaz; aynı zamanda cemaat bilincini pekiştirmeye yönelik kolektif bir çağrı niteliği taşır.[11] Bu özel günlerin hatırlatılması, dini takvimin toplumsal düzen üzerindeki etkisini vurgularken, modernleşme süreçlerinin sekülerleştirici etkilerine karşı direniş aracı olarak konumlandırılır.
Gazetede sıklıkla yer verilen bir diğer önemli tema ise Osmanlı mirası ve bu mirasın kurumsal biçimlerinden biri olan vakıflardır. Vakıfların korunması, yalnızca dini bir yükümlülük değil, aynı zamanda kültürel bir sorumluluk olarak değerlendirilir.[12] Bu çerçevede, vakıfların tahribatına ya da ihmalkâr kullanımına karşı açık bir eleştirel dil benimsenir.[13] Aynı doğrultuda eğitimde yaşanan problemler de Hak Yol’un muhafazakâr söyleminde merkezi bir yer tutar. Özellikle Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın eğitim kurumlarına yönelik ilgisizliği eleştirilir. Bölgede faaliyet gösteren yegâne medreseye yeterince bağış yapılmaması, Hak Yol’da İslami sorumluluğun yerine getirilmemesi şeklinde değerlendirilir.[14]
Arap ve Latin Harfleri Meselesi
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte uygulamaya konan reformlar, yalnızca Türkiye toplumunda değil, Türk ve Müslüman nüfusun yaşadığı diğer bölgelerde de çeşitli fikir ayrılıklarını ve toplumsal kırılmaları beraberinde getirmiştir. [15] Bu fikir ayrılıklarınınn yaşandığı meselerden birisi ise Arap ve Latin harfleri kullanımıdır.[16] Bu doğrultuda, Lozan sonrası Batı Trakya’daki Türkçe yayınlarda bazı gazeteler harf inkılabı ile birlikte Latin harflerini tercih ederken, bazıları 1970’lere kadar Arap harfleriyle yayımlanmaya devam etmiştir. Hak Yol’un muhafazakâr söyleminin bir yansıması olarak gazete Arap harfleri ile basılmıştır.
Fakat gazetenin sahip olduğu bu tutum, teknik bir tercih meselesi olmaktan çok uzaktır. Gazete, Latin harflerinin kullanılmasına karşı çıkar; Arap harflerinin hem dini metinlerle doğrudan bağ kurması hem de Osmanlı mirasını temsil etmesi nedeniyle muhafaza edilmesi gerektiğini savunur.[17] Bu bağlamda, Latin harflerinin kullanımı, gazete yazarları tarafından bir tür yozlaşma ve Batı’ya teslimiyet olarak yorumlanır.
Sonuç
1950’ler Batı Trakyası, etnik ve dini aidiyetin yeniden tanımlandığı bir dönemde, Türk-Müslüman topluluğun kimliğini yeniden üretme çabalarına sahne olmuştur. Bu bağlamda Hak Yol gazetesi, sadece bir basın organı değil, aynı zamanda Batı Trakya’daki muhafazakâr söylemin, İslami duyarlılığın ve Osmanlı mirasına dayanan bir kültürel süreklilik arzusunun taşıyıcısı olarak öne çıkmıştır. Gazete, Arap harfleriyle yayın yapmasıyla, modernleşme ve sekülerleşme karşıtı bir duruş sergilemiş ve cemaat bilincini diri tutmayı amaçlamıştır. Eğitimden vakıflara, dini günlerin ihyasından Osmanlı mirasına sahip çıkmaya kadar geniş bir yelpazede ürettiği söylem, Batı Trakya Türk azınlığının kimliğini muhafaza etme ve yeniden kurma çabalarının merkezinde yer almıştır.
Not: Bu metin International Balkan Periodicals: Trajectory of the Islamic Thought 1945-1990 başlıklı sempozyumda sunulmuştur.
[1] Thalia Dragonas and Anna Frangoudaki, “Educating the Muslim Minority in Western Thrace,” Islam and Christian–Muslim Relations 17, no. 1 (2006): 22.
[2] Ali Hüseyinoglu, “Impacts of Transition from an Official Greek Viewpoint: The Case of the Turkish Muslim Minority in Western Thrace-Greece (1923-1933).” METU Studies in Development 39, no. 1 (04, 2012): 89.
[3] George J. Jusdanis, Gecikmiş Modernlik ve Estetik Kültür: Milli Edebiyatın İcat Edilişi (İstanbul: Metis Yayınları, 2015), 68.
[4] Gregory Jusdanis, Belated Modernity and Aesthetic Culture: Inventing National Literature (Minneapolis: University of Minnesota Press, 1991), 49.
[5] Hasan Aslan, Batı Trakya Türk Azınlığında Türkçe Basın ve Türkler (Yüksek Lisans Tezi, T.C. Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006), 27-28.
[6] Bürkem Yılmaz, II. Dünya Savaşı Sonrası Yunanistan’daki Türk Azınlığı’nın Durumu (1945–1960) (Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Anabilim Dalı, 2019), 139.
[7] BCA, 30.18.1.2.131.6.15, (20.1.1953).
[8] Hak Yol, no. 11 (1953).
[9] Hak Yol, no. 22(1953).
[10] Hak Yol, no. 4 (1952).
[11] Hak Yol, no. 24 (1953).
[12] Hak Yol, no. 24 (1953).
[13] Hak Yol, no. 24 (1953).
[14] Hak Yol, no. 23 (1953).
[15] Sebahattin Abdurrahman, “Batı Trakya Türk Azınlık Eğitiminde Arap Harflerinden Latin Harflerine Geçişe Verilen Tepkiler,” The XIXth Congress of Turkish History, 3–7 October 2022, Ankara, vol. 7 (2024): 715.
[17] Hak Yol, no. 4 (1952), IRCICA Arşivi, İstanbul.